Gerçek Mü’minler

Mü’min, inanan kişi demektir. Kelime-i şehadeti getiren kimse, İslâm’a girmiş olur. Fakat İslâm’a girmek, kâmil mü’min olmak demek değildir. Bu, ilkokula kaydolan birine “öğrenci” denilmesine benzer. Bu öğrenci, her gün yeni yeni şeyler öğrenerek, ilimde devamlı ilerlemelidir. Onun gibi, “ben Müslümanım” diyen kişi, her gün yeni yeni kemâlât mertebelerini elde etmeye çalışmalıdır. Peygamberimiz şu sözüyle buna işaret eder:

“İki günü eşit olan ziyandadır.”1

Kur’an-ı Kerim’de, iman ve amel ayrı ayrı zikredilmiştir. Meselâ, şu âyete bakalım: “İman eden ve salih amel işleyenleri cennetler ile müjdele…”2

Kur’an’da yetmişten fazla âyette, imanın peşinde salih amelden bahis vardır. Bu da gösterir ki, Cennet, imanı olan ve salih amel işleyenler içindir.

Kur’an, “mü’minler felâh buldu” diye müjde verdikten sonra, onların amellerini anlatır. Bu amelleri işleyenlerin kurtulacağına işaret eder.3

Yine Kur’an, bir kısım salih amelleri işleyenleri anlattıktan sonra, şu vurguyu yapar. “İşte onlar gerçek mü’minlerdir.”4

Demek gerçek mü’min olmayan da vardır… Paranın sahtesi olduğu gibi, imanın da sahtesi olur. Böyle sahte iman sahipleri, dini literatürde münafık olarak adlandırılır.

Fakat şuna da dikkat edilmelidir ki, münafık amelde kusuru olan değil, gerçekte imanı olmayan kimsedir. Amelde kusuru olanlara ise, fasık mü’min denir. Günümüz Müslümanlarının ekserisi, amelde kusurlu insanlardır. Bu kusurun salih amele dönüşmesi, geleceğin temiz toplumunu meydana getirecektir. Bu temiz toplum; inancı küfür ve nifaktan, ibadeti şirk ve riyadan, ahlâkı nefis ve hevâdan uzak fertlerden meydana gelecektir.

Kur’an’ın şu âyeti, meselemiz hakkında çok anlamlıdır:

“Ey iman edenler! Allah’a, Rasulüne ve Rasulüne indirdiği kitaba… iman edin!”5

Hitap, iman edenleredir ve iman etmeleri istenmektedir. Bu tarz ifadeyle, “İmanınızı arttırın! İmanda kemâle erin! İman üzere devam edin, sebat gösterin” mânâsı ders verilmektedir.6

Bir de, şöyle bir incelik hissedebiliriz:

-Ey iman edenler! “Allah’a inandım” diyor, O’na isyan ediyorsanız;

-“Peygambere inandım” diyor, başkalarının peşinden gidiyorsanız;

-“Kur’an’a inandım” diyor, başka kitaplarla oyalanıyorsanız gelin bir daha iman edin. Çünkü bu şekilde bir iman, makbul bir iman değildir.

Bediüzzaman’ın şu ifadeleri, bahsimize ışık tutar:

“Allah’ı bilmek, bütün kâinatı ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î küllî her şey O’nun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna katî iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve Lâilâhe illâllah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa

-“bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnat etmek,

-hâşâ- hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak

-ve her şeyin yanında hâzır irâde ve ilmini bilmemek

-ve şiddetli emirlerini tanımamak

-ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikati onda yoktur. Belki, küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden, kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.

Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır…

Evet, O’na iman etmek, Kur’an-ı Azîmuşşan’ın ders verdiği gibi,

-O Hâlık’ı sıfatları ile, isimleri ile, umum kainatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek

-ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak

-ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir.

Yoksa büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.”7

İman bir iddiadır, ameller bunun isbatıdır. Amelsiz iman, meyvesiz ağaç gibidir.

İmanın gereğini yapmamak, günümüz Müslümanının en büyük eksikliklerindendir. İnandığı gibi yaşamayanlar, zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlarlar. Böyleleri, İslâm’a ayna olmak yerine, gölge olurlar. Nitekim İslâm’a girmek isteyen pek çok insan, Müslümanların haline bakıp tereddütte kalmaktadır. Amelimiz inancımızı gösterdiği gün İslâmî hizmetler çok daha tesirli olarak yapılacaktır. “Kur’an standartlarında bir Müslüman” ideali, her bir mü’minin hedefi olmalıdır.

1 Aclûnî, II, 233

2 Bakara, 25

3 Bkz. Mü’minun, 1-11

4 Meselâ bkz. Enfal, 2-4; 74

5 Nisâ, 136

6 Hafız İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, Kahraman Yay. İst. 1985, II, 385

7 Nursi, Emirdağ Lahikası I, s. 187-188

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir