İlk insan Hz. Âdem, eşi Havva ile Cennette iken, Cennetin bütün yiyecekleri kendilerine helâl kılınır. Fakat bir ağaç yasaklanır. Şeytanın vesvesesiyle, sonunda bu yasak ağaçtan yerler ve böylece dünyaya gönderilirler.1
Onları böyle bir ağaçla imtihan eden Allah, insanları da “günah ağacı” ile imtihan etmektedir. Murad-ı İlâhî, insanların kabiliyetlerinin açığa çıkmasıdır. Çünkü insanlar hür irade sahibidirler. Bu iradelerini, hayra da şerre de yönlendirebilirler.
Kur’ân-ı Kerim, insanlık tarihinde bu mühim esası şu şekilde anlatır:
“İnsanlar tek bir ümmet idi. (İyi ve kötülerin ayrılması için) Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. Onlarla beraber, gerçeği bildiren kitap indirdi…”2
Yani, insanlar önce iman üzere bir ümmet halinde idiler. Derken, aralarında birtakım olaylar cereyan etti. Allah elçi olarak peygamberler gönderdi. O peygamberlerin eline, kitabı verdi. Böylece, yeryüzünde çetin bir imtihan başladı. İnsanlık ağacında iki dal meydana geldi. Bu iki dal, kıyamete kadar uzanacak ve meyvelerini vermeye devam edecektir. Bir dalda, nebiler, sıddıklar, şehitler, salihler meyveleri… Diğer dalda Nemrutlar, Firavunlar, şeddatlar, fasıklar dikenleri…
Nasıl ki bir kısım mücevherlerin elde edilmesi için, mücevherlerin karışık olduğu maddeler ateşe atılır. Böylece, bir tarafta mücevher elde edilir, diğer tarafta sadece posa kalır. Onun gibi, insanların iyilik ve kötülüklerinin ortaya çıkması için, Cenab-ı Hak olaylar ateşini kullanır. Yaşanan olaylar, insanların karakterlerini ortaya çıkarmada bir ayıraç görevi görür.
Allah, “habisi tayyibten ayıracaktır.”3 İyi ile kötü, illa ortaya çıkacaktır. Herkesin mahiyeti tezahür edecektir. İşte, Kur’ân’da nazara verilen Uhud savaşı… Bu savaşın hikmetlerinden biri de şudur: “Mü’minlerin sebatı görülsün, münafıklar bilinsin.”4
Meselâ, bir deprem olur. Bir tarafta, bu semavî musibete sabreden bahtiyarlar… Diğer tarafta feryad ü figân eden zavallılar… Bir tarafta, enkaz altındakilere yardıma koşan kâmil insanlar… Diğer tarafta, enkaz altında para ve altın arayan hırsızlar… Aynı olay, ne kadar değişik tezahürlere sebep olmaktadır.
Kur’ân’ın bildirdiği gibi, “herkes, kendi seciyesine (karakterine) göre hareket eder.”5 Her kap, içindekini sızdırır. “Habis şeyler, habis insanlara lâyıktır…”6 Mayıs böceği necasetten hoşlanır. Bülbül ise gülden zevk alır.
“Kâmilîn insanların zevk-i meâlisini hoşnut eden bir hâlet, çocukça bir hevese, sefihçe bir tabiat sahibine hoş gelmez.”7 Yani, olgun insanların yüce zevkini hoşlandıran bir durum, çocukça bir hevesi, seviyesiz bir tabiat sahibini hoşlandırmaz.
İnsanın sözleri de, sahibinin halini yansıtır. Ağzını her açışta, başkaları oradan içinizi seyreder. Fıtrî bir kelâm, sahibini tanımamıza yardımcı olur. Hatta bu noktadan hareketle, “üslûb-u beyan, aynıyla insan” denilmiştir. Meselâ, samimiyetten uzak bir kişinin bu samimiyetsizliğini, kendi sözlerinden çıkarmak mümkündür. Kur’ân-ı Kerim, bunu şöyle bildirir:
“Dilesek biz onları (münafıkları) sana gösterirdik. Sen de onları simâlarıyla tanırdın. Ama sen onları sözlerindeki edalarından zaten tanırsın.”8
Doğru insanların sözleri de doğru olur. Eğri insanların, sözleri de eğridir. İç âleminde müstakim olanlardan güzel hareketler meydana gelir. İç dünyasında çarpık olanlardan ise, çarpık davranışlar zuhur eder. İnsanın doğruluk ve eğriliği, olaylarla ortaya çıkar. Olaylar, bir ayıraçtır. Doğruların doğruluk dereceleri, eğrilerin eğrilik dereceleri olaylarla kendini gösterir.
1 Bakara, 35-37.
2 Bakara, 237.
3 Âl-i İmran, 179.
4 Âl-i İmran, 166-167.
5 İsra, 84.
6 Nur, 26.
7 Nursî, Sözler, s. 686.
8 Muhammed, 30.
