Kâfir, Allah’ı tanımayan, inkâr eden kişidir. Kâfir, şu dünya hanında sahipsizdir, hâmîsizdir. Zamanın kıskacında kıvranmakta, mekânın darlığından bunalmaktadır. Kâinat, ona yabancıdır ve âdeta düşman kesilmiştir. Kalbine küfür perdesi çeken insan, kâinatı karanlıklar içinde görür. Her şeyi, kendisi gibi başıboş zanneder. Onun nazarında kâinat karanlıklar içindedir. Kur’ân-ı Kerim, kâfirin zulümat dolu dünyasını şu şekilde tasvir eder:
“Onların amelleri, okyanustaki karanlıklar gibidir. O okyanusu bir dalga bürüyor, üstten bir dalga daha… O okyanusun üstünde de bir bulut var. Birbiri üstüne yığılmış bir takım karanlıklar… Kişi, elini çıkardığında neredeyse onu bile göremeyecek…”1
İşte kâfir böyle sıkıntılı bir ruh hali içindedir. Kalbindeki küfür karanlığı, âlemi de karanlık gösterir. Ona göre, geçmiş zaman bir yokluk ülkesidir. Gelecek zaman, dehşetli bir mezaristan… Şimdiki hal ise, sıkıntılı bir hayat…
Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ı zikirden yüz çevirenler için “zor bir hayat” olduğunu haber verir.2 Bu zor hayat, âhiret için geçerli olduğu gibi, dünya için de geçerlidir. Bunların bedenleri sarayda zevketse de; ruhları, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi ızdırap içinderir. Âyetin ifadesiyle, “Biz o kâfirlere büyük azaptan önce yakın azaptan tattıracağız. Olur ki, dönerler.”3 Büyük azap cehennemdeki azapları, yakın azap ise, dünyadaki sıkıntılı halleridir.4
Kâfirin sıkıntılı dünyasını tasvir eden âyetlerden birinde şöyle bildirilir: “Allah kimi saptırmak isterse, semâda yükselen kimse gibi, onun göğsünü daraltır, sıkıştırır.”5
Bilindiği üzere yukarılara doğru yükselen kimselerin kalbinde daralma ve sıkışma olur. Kâfirin dünyası, hep bu tarz mânevî daralmalar ve sıkışmalarla doludur. Stres, onun daimi hâlidir. Stresten birazcık olsun kurtulabilmek için, kendini oyun ve eğlencelerle avutmak ister. Hatta onlar da stresini dağıtmaya yetmez; içki ve uyuşturucuyla sıkıntılardan sıyrılmaya çalışır. Her türlü uyuşturucunun, oyun ve eğlencenin özellikle dinden uzak çevrelerde revaç bulmasının sırrı, işte burada gizlidir.
Mü’minlerle diyalog noktasından baktığımızda ise, karşımıza şu tablo çıkar: Kâfir, küfrünün gereği olarak inananlara muhaliftir. Yarasının ışıktan rahatsız olması gibi, mü’minlerden rahatsız olur. Şu âyet, onların bu halini anlatır:
“Kendilerine gerçeği açıklayıcı olarak âyetlerimiz okunduğunda, o kâfirlerin yüzünde inkâr halini farkedersin. Neredeyse, âyetlerimizi okuyanlara saldırıverecek gibi olurlar…”6
Kur’ân’ın hükmüyle, “habis şeyler, habis insanlara lâyıktır”7 En habis varlık haline gelen kâfirin dünyasında, temiz şeylere yer kalmamıştır. Fıtratları aslî sâfiyetini kaybetmiştir. Pis şeylerle telezzüz eden bazı böcekler gibi, onların gıdası, zevkleri hep pis şeyler olmuştur. Bunlar, temiz içeceklerden hoşlanmazlar, içkiden hoşlanırlar. Nikâhtan hoşlanmazlar, zinadan hoşlanırlar. Kur’ân’dan zevk almazlar, boş ve lüzumsuz şeylerden zevk alırlar. Hikmetten kaçarlar, abese dalarlar. Yılan gibi, zehirlemekten lezzet alırlar.
Aslında her kâfir, iyi bir mü’min de olabilirdi. Fakat kendi iradesiyle küfrü seçen bu insanlar, zamanla artık küfürden dönmez hale gelirler. “Allah onların kalblerini mühürlemiştir”8 hükmü tecelli eder.
Kömürle elmasın maddesi karbondur. Elmastaki karbon atomları son derece düzenli bir görünüm arzeder. Kömürdeki atomların diziliş sistemi ise, dağınık bir görünümdedir. İşte, mü’minin düzenli bir hayatı vardır. Kâfirin ise, ömrü düzensizdir, dağınıktır. Kömürün akıbeti, neticede onun da akıbeti olacaktır.
1 Nur, 40.
2 Taha, 124.
3 Secde, 21.
4 Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, II, 236.
5 En’am, 125.
6 Hacc, 72.
7 Nur, 26.
8 Bakara, 7.
