İnsan, zaafları olan bir varlıktır. Kur’ân, şu âyetiyle bu gerçeği bildirir: “İnsan zayıf yaratıldı”1 Bu zayıflık, daha dünyaya gelir gelmez kendini göstermeye başlar. Diğer canlıların yavruları kısa zamanda hayata uyum sağlayıp kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek seviyeye ulaşırlar. İnsan yavrusu ise, bir-iki yılda ancak ayağa kalkar. 15-20 yılda ancak bir kısım fayda ve zararları öğrenir. Ömrü boyunca da, hayat kanunlarını öğrenmeye muhtaçtır.
Ayrıca, insan çok hassas bir canlıdır. Ne fazla sıcağa gelebilir, ne fazla soğuğa… Ne açlığa dayanabilir, ne susuzluğa… Bir mikrop onu yere serer. Bir kuyruklu yıldız onu ürkütür. Geçmişi düşünür, üzülür. Geleceği düşünür, endişe eder. Emelleri ebede uzanır.
Bir de, fıtratımızda dercedilen “beşeri zaaflarımız” vardır. Bu zaaflar, birtakım huy ve karakterlerimizdir. Bunlardan bir kısmını şu şekilde ele alabiliriz:
1. Nisyan (Unutkanlık)
İnsan, nisyana müpteladır, unutur. Her insanın hayatında pek çok nisyan örnekleri vardır. İlk insan Hz. Âdem de aynı nisyanı yaşamıştır. Âyet bunu şöyle anlatır: “Doğrusu daha önce Âdem’den ahid almıştık da, unuttu…”2 Hz. Âdem’e, yasak ağaca yaklaşmaması emredilmiştir. Şeytanın vesvesesiyle yaklaşır ve o ağaçtan yer. Bunun sonucunda dünyaya gönderilir.3
Hz. Âdem’in tabiatı aynen Âdemoğullarında da vardır. Nisyanın en kötüsü, insanın kendini unutması, yaratılış gayesini hatıra getirmemesidir. Buna, gaflet denir. Cenab-ı Hak, bazı musibetlerle insanı gaflet uykusundan uyandırır. Onu, yaratılış gayesine yöneltir. Fakat pek çok insan yine unutur. Kur’ân, bu hali şöyle bildirir:
“İnsana zarar dokunduğunda gerek yatarken, gerek otururken, gerek ayakta iken bize dua eder durur. Fakat ondan zararı giderdiğimizde, daha önce o zarar için bize dua etmemiş gibi, geçer gider…”4
2- Helu’ (harislik, cimrilik)
Beşeri zaaflarımızdan biri de, mala düşkünlüktür. Kur’ân, bu hususu şöyle haber verir:
“İnsan helu’ (hırslı) yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir mal isabet edince de, meneder…”5
“Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altını ister…”6 hadisi, bu beşeri zaafımıza dikkat çeker. Bebeklerde bile aynı tabiatı görmek mümkündür. Onun elindekini almak çok zordur, ama sizin verdiğinizi hemen alır.
3- Acelecilik
İnsan, aceleci bir varlıktır. Birden neticeye ulaşmak ister. Peşin lezzetlere müptelâdır. Âhiret saadetini dünyada tatmaya çalışır. “Ya Rabbena! Bize dünyada ver’ der. Bu kimsenin âhirette bir nasibi yoktur.”7
Hâlbuki bu dünya sabrı ve sebatı gerektirir. Asıl olan dünya mutluluğu değil, âhiret saadetidir. Âhiretin elmaslarını, bu dünyanın cam parçalarıyla değiştirmenin bir anlamı yoktur. Sonsuz hayata nisbetle bu kısa hayat, bir ân-ı seyyâle gibidir. Fakat insan, âhireti bilmediğinden bütün himmetini dünyaya sarfeder. “Hayat ancak bu hayattır” deyip, onun lezzetlerini elde etmeye çalışır. Kur’ân’ın bildirdiği gibi, doğrusu “insan çok acelecidir.”8
4- Övülmek
Hemen her insan övülmeyi sever. Yaptığını sever, beğenir. Oysa övündüğü şeylerde kendisinin hissesi pek azdır. Meselâ, sesinin güzelliğiyle iftihar eder. Hâlbuki Allah ona böyle bir ses vermeseydi, elinden hiçbir şey gelmezdi.
Kur’ân-ı Kerim, bu meselede şu hatırlatmayı yapar:
“Sakın sakın yaptıklarıyla gururlanan ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunduklarını zannetme!”9
Âyette reddedilen iki durum vardır:
1. Yaptığıyla gururlanmak.
2. Yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanmak.
Oysa insan, kendini methetmek için değil, Allah’a hamd etmek için yaratılmıştır.
5- Hizmette ihmal
İnsanın tabiatında hizmetten kaçmak, ücrete koşmak vardır. Bir iş yapılacağı zaman kimse ortalıkta görülmek istemez. Fakat ücret ve mükâfat zamanında, herkes tâlip olur. Kur’ân’da zikredilen şu olay, buna güzel bir örnektir. Şöyle ki:
Peygamberimiz, 1400 sahabiyle umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkar. O zaman Mekke henüz müşriklerin idaresindedir. Bir savaş çıkabileceği endişesiyle, bir kısım bedevi insanlar sefere katılmazlar. Sudan bahanelerle geri kalırlar. Fakat aynı insanlar, Hayber ganimetleri için yola çıkıldığında orduya katılmak isterler. Cenab-ı Hak, onların bu sefere katılmalarını men eder.10
Bu hususta yapılması gereken “hizmette ileri, ücrette geri” düsturuyla hareket etmektir.
6- Bahanecilik
Müsbet alanlarda bir varlık gösteremeyenler, birtakım bahanelerle kendilerini avuturlar. Nedense kendi kusurlarını görmek istemezler. Meselâ, Hudeybiye Seferine katılmayan bir kısım bedevilerin bahanelerine bakalım: “Mallarımız, ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için mağfiret dile’ diyecekler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar…”11 “Suçun sahibi olmaz” derler. Hâlbuki “kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur”12 Kusurunu gören o kusurdan kurtulmaya çalışır.
İşte, insanın mahiyetinde böyle zaaflar vardır. Bu zaaflar, aslında insanın mânevî terakkisinde mühim birer esastırlar. Meleklerde böyle zaaflar olmadığından, onlarda mücadele de yoktur. Mücadele olmayınca, terakki de söz konusu değildir. Meleklerin bu hali, engelsiz koşuları hatırlatır. Her bir melek, kendine ayrılan kulvarda takılmadan yoluna devam eder. İnsanların böyle zaafları, maddî-mânevî ilerlemelerinde birer engel olabildiğinden, bunlarla mücadele, engelli at yarışlarına benzer. Engelleri aşarak yarışmanın elbette bambaşka zevki vardır. Bu yarış esnasında, insan hasbel-beşer düşebilir. Bu durumda vazifesi, hemen doğrulup yarışa devam etmektir. Zira engeller takılmak için değil, aşılmak için vardır.
İnsanın meleklere üstünlüğünün mühim bir sırrı, bu zaaflarında gizlidir. Fıtraten cimri bir insanın, nefsini aşarak cömertlikte bulunması, elbette kolay bir şey değildir. Nefsini methe meyilli bir kişinin, “bütün medih ve muhabbet Allah’adır. Bütün iyilikler, güzellikler Ondandır” diyebilmesi şüphesiz az bir hüner değildir.
Bu zaaflar aşılmayacak zaaflar değildir. Zira “Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez”13 Bunların aşılmasıyla ilgili olarak, “nefis terbiyesi” bölümünde bazı esaslar ele alınacaktır.
1 Nisa, 28.
2 Taha, 115.
3 Bakara, 35-37.
4 Yunus, 12.
5 Meâric, 19-21.
6 Müslim, Zekât, 117.
7 Bakara, 200.
8 İsra, 11.
9 Âl-i İmran, 188.
10 Bkz. Fetih Sûresi, 11-15.
11 Fetih, 11.
12 Nursî, Lem’alar, s. 84.
13 Bakara, 286.
