Her insan masum olarak dünyaya gelir. Çocukların temiz çehrelerinde bu masumiyeti kolayca görebilirsiniz. Bu masumiyet, büluğ yaşına kadar devam eder. Bu yaştan itibaren mükellefiyet başlar. İnsan, günahlarla karşı karşıya kalır. Günah, “kalbi tırmalayan şeydir.”1 İnsan kalbi, günahtan ra-hatsız olur. İlk defa yalan söyleyen veya içki içen kişi, kalben sıkıntı hisseder. Fakat günaha devam ettikçe, kalp duyarlılığını kaybeder. Başlangıçta, baştan düşen küçük bir kılın bile ağırlığını gösteren hassas bir kuyumcu terazisi gibi iken, günahlara daldıkça, bir baş düşse onu bile göstermeyen hantal bir kantar olur.
Hassas bir makine, içine tozların girmesiyle çalışmaz hale geldiği gibi, canlı bir makine olan insan da, günah tozlarıyla mânen çalışamaz bir hale gelir. Parlak bir ayna kirlendiğinde şeffafiyetini kaybettiği gibi, insanın kalbi de günah kirleriyle şeffafiyetini kaybeder.
“Günahlar, hayat-ı ebediyede (sonsuz hayatta) daimî hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyeviyede (dünya hayatında) dahi, kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır.”2 Günahlar, yaratılışa isyandır. Allah’ın emirlerine muhalefet etmektir.
Ayçiçeği bitkisi, taze iken hep güneşe yöneliktir. Fakat başı ağırlaştığında, artık semaya yönelemez. Bakışları yere çakılır kalır. Günahta ısrar edenlerin hali işte böyledir. Yüceliklere yönelemezler, süfliyata dalarlar. Büyüklüğü, genişliği bilmezler, basitlik ve küçüklükte boğulurlar. Kanatlarına günah çamurları bulaştığından, gerçeklerin semasına uçamazlar.
Kur’ân-ı Kerim, günahlarla ilgili şöyle haber verir. “Mücrimler (suçlular), yüzlerinden tanınır.”3
Cehennem ehlini anlatan bu âyet, mahşerdeki durumu bildirir. O gün mü’minler nurânî simalarıyla hemen tanındığı gibi, günahkârlar da kap kara çehreleriyle bilinecektir. Âyet-i kerime, dünyaya bakan cihetiyle de sabit bir hükmü dile getirir. Evet, mücrimler bu dünyada da simalarından bellidirler. Alnında secde alameti olanlarla, hiç alnı secdeye gitmemiş kimseler elbette bir değildir. Biraz basîreti ve feraseti olan kişi, bunları birbirinden ayırt etmekte hiç de zorlanmayacaktır.
Fakat şu nokta da unutulmamalıdır ki, dünün günahkârı bugünün iyi insanı olabilir. Günah kirlerini tevbe deterjanıyla temizleyebilir. Attığı geri adımı, ileriye sıçramaya vesile edebilir. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.m.), dâvâsını tebliğe başladığında, genelde günahkâr insanlarla muhatap oldu. İman nimetine kavuşan bu azîz insanlar, geçmişin kirli sayfasını kapatıp, pırıl pırıl, ter temiz bir sayfa açtılar. İnsanlık âleminin medar-ı iftiharı haline geldiler.
1 Müslim, 14. Tirmizi, Zühd, 52.
2 Nursî, Lem’alar, s. 200.
3 Rahman, 41.
