İnsan, fıtraten medenîdir, sosyal bir varlıktır. Hayvan gibi bir postla yaşayamadığından, toplum halinde yaşamaya mecburdur. Toplum halinde yaşamak, bir takım nimetleri beraberinde getirir. Her nimetin elbette bir külfeti de olacaktır. Toplum halinde yaşamanın da, bir takım kolaylıklarıyla beraber, bir takım sorumlulukları vardır.
Bunların başında, toplumdaki fertlerin birbirlerinin hak ve hukukuna saygıları gelir. Toplum halindeki fertler, tam hür olamaz. Zira insandaki hürriyet, yarı hürriyettir. Diğer yarısı da, başkasının hürriyetine zarar vermektir.1 Meselâ, otobüste sigara içen birisi, başkalarının “zarar görmeme hürriyetini” bilmiyor demektir.
İşte, iyi bir eğitim, insanlara haklarını ve sorumluluklarını bildirir. Onları medenî cesaret sahibi yapar. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklindeki yanlıştan kurtarır. “Neme lâzım” hastalığını ortadan kaldırır. Zira toplum bir gemi gibidir. Bir kısım insanlar, alttan gemiyi delmeye çalışırken, üsttekiler keyfine bakıyorsa, hepsi beraber batacaklar, demektir.2
Kur’ân-ı Kerim, Yahudilerin bir kısmının lanetlendiğini bildirir. Buna sebep olarak ise, şu özelliklerini sayar:
1. İsyan,
2. Haddi aşmak,
3. Fenalıklardan birbirlerini alıkoymamak.3
Yine Kur’ân’da, Yahudilerden bir başka topluluğun ibretli hali nazara verilir. Bu topluluk, deniz kenarında yaşamaktadır. Bunlar üç gruba ayrılmıştır:
1. İlâhî yasakları çiğneyenler,
2. Bunlara nasihat edenler,
3. Nasihat edenlere nasihat edenler. Bu üçüncü grup, ikinci grupta olanlara şöyle derler. Allah’ın helak edeceği veya şiddetle azaplandıracağı kimselere niçin öğüt veriyorsunuz?
Nasihatçıların cevabı, iki esasa dayanır:
1. Allah’a karşı bir özrümüz olsun diye.
2. Olur ki, sözümüz te’sir eder de, yola gelirler, günahlardan korunurlar diye.4
Kur’ân’da örnek olarak verilen bu topluluğun manzarasını, hemen her toplumda görmek mümkündür. Toplumda haddi aşanlar olduğu müddetçe, Allah’ın yoluna dâvet edenler de olmalıdır. Bu dâvetçiler, hem haddi aşan günahkârlarla, hem de kendilerine akıl vermeye çalışan neme lâzımcılarla mücadele yapacaklardır. Bu mücadele, ind-i İlâhîde onlar için bir özür sebebi olacaktır. Cenab-ı Hak, “içinde yaşadığınız toplumda her türlü rezalet işlenirken, kötüler kötülük için kafa yorarken, siz ne yaptınız?” şeklinde hesaba çektiğinde, bu tebliğci grup, “Ya Rabbi, biz bize düşeni yaptık, elimizden geldiğince engel olmaya çalıştık. Fakat onlar dinlemedi” diyebileceklerdir.
Toplumda, iyi eğitim almış kişilerin sayısı arttıkça, sosyal çalkantılar o oranda azalır. Asıl hedef ise, o toplumun bütünüyle “bilgi toplumu”, “fazilet toplumu” haline gelmesidir. Bu, çok büyük bir hedeftir. Belki de, bu dünyada hiç varılamayacak bir hedeftir. Fakat unutulmamalı ki: Hedef bir ufuktur, ya varılır, ya varılmaz. Fakat hiç olmazsa, o yolun yolcusu olmak gerektir.
1 Bkz. Nursî, Münazarat, s. 58.
2 Bkz. Tirmizi, Fiten, 12.
3 Maide, 78-79.
4 A’raf, 163-166.
