İnsan bir his ve duygular manzumesidir. Göz, kulak gibi maddî duyguları yanında; korku, merak gibi mânevî hisleri vardır. Bütün bu his ve duyguların belli kullanım alanları, yaratılış gayeleri söz konusudur. Meselâ göz, şu âleme ibretle bakmak; kulak, sesler âleminden hikmet yakalamak; korku, hayatı korumak; merak, ilme vesile olmak içindir. İyi bir eğitim, bütün bu duyguları yaratılış hikmetine yöneltir. Buna, şükr-ü örfî denir.1
İnsan, isterse duygularını şükr-ü örfîye zıd olarak da kullanabilir. Meselâ, gözünü harama, kulağını malayaniyata, korkuyu basit şeylere, merakı başkalarının gizli hallerini araştırmaya sevk eder. Doğuştan getirdiğimiz bu kabiliyetler, yüksekten akan bir şelâle gibidir. Bu şelâlenin önüne bir baraj yapılırsa, çevre aydınlatılır, hem de tarla sulanır. Şayet yapılmazsa, deli dolu akan su, sel felaketine yol açar.
Düşmanlık, kin, nefret, inat gibi duygular, genelde zararlı duygular olarak bilinir. Bu duyguların zararlı kullanıldığı yerler olmakla birlikte, bu duyguları yararlı bir mecraya sevketmek de mümkündür. Meselâ insan, nefis ve şeytana, kötülere ve kötülüğe düşmanlık duymalı, kin beslemelidir. Nefsinin hatalarından, günahlardan nefret etmelidir.
“Zulme karşı nefretim, yaşadıkça sürecek!
İstersen zindana sok, istersen sehpaya çek!”
diyebilmelidir. Nefsin kötü arzularına karşı inat etmeli, İslâmı tavizsiz yaşamada direnmelidir. O zaman bu duygular, kişinin mânevî mertebesini yükseltirler. Onu, insan-ı kâmil haline getirirler.
Kurân-ı Kerimde Allah erleri anlatılırken, “onlar, mü’minlere karşı zelil, kâfirlere karşı azizdirler…”2 denilmesi, duyguların kullanım alanlarını gösterme hususunda manidardır.
“Yardımlaşmak iyi midir?” diye sorulsa, % 99 insan, “evet iyidir” cevabını verir. Hâlbuki “hangi durumda” diye sorulması gerekir. Şu âyet, bu noktaya dikkat çeker. “İyilikte ve takvada yardımlaşın. Günahta ve haddi aşmada yardımlaşmayın.”3 Demek, yardımlaşmanın iyi olmadığı yerler de vardır. “Yardımlaşmak iyidir” prensibinden hareketle, hırsıza, katile yardımcı olmak, büyük bir gaflet ve dalâlettir. Onlara yardım, ancak “zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et”4 hadisinde işaret edildiği gibi, zulmüne engel olmak, hırsızlık etmemesini, öldürmemesini sağlamak şeklinde olabilir.
Duyguların mecrası gösterildiğinde, nasihat fayda verecektir. Bu gerçekten habersiz bir kısım nasihatçilerin ahlâksız insanlara “haset etme, hırs gösterme, düşmanlık etme, inat etme, dünyayı sevme!” şeklindeki nasihatları neticesiz kalmaktadır. Böyle demek yerine, “bunların yönlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz” deseler, nasihat tesir edecektir.5
1 Cürcani, Seyyid Şerif, Tarifât, s. 128.
2 Maide, 54.
3 Maide, 2.
4 Buhârî, Mezalim, 4; Tirmizi, Fiten, 68. Hz. Peygamber bir keresinde şöyle dedi: “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et.” Bir sahabi “Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse nasıl yardım ederim?” dedi. Peygamberimiz: “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.
5 Nursî, Mektubat, s. 34.
