Her insanda fıtrî bir konuşma kabiliyeti vardır. Bu kabiliyet çekirdeği, uygun şartlarda sümbüllenir, dal budak salar ve meyvelerini verir. Fakat her meyvenin tadı bir olmadığı gibi, her dilin meyveleri de aynı tatta değildir. Bir kısmı diken gibi sivri, bir kısmı zehir gibi acı, bir kısmı tatsız, bir kısmı ise baldan daha tatlıdır. Demek, dilin de bir terbiyesi söz konusudur.
Peygamberimiz, en güzel konuşan insandır. Sözleri vecizdir, anlamlıdır. Muhatabın seviyesine göredir. Muğlak değil, anlaşılır şekildedir. Kelâmında israf yoktur. Bir mânâ, en güzel nasıl ifade edilirse, Resûlullah o şekilde ifade etmiştir.
“Allah Resûlünde, sizin için (usve-i hasene) güzel bir model vardır”1 âyetinin şümulü içinde, Onun güzel konuşmasının da bizlere bir model olduğunda şüphe yoktur.
Günümüz hayatında, toplumumuzda bir dil kargaşası yaşanmaktadır. Türk Dil Kurumu’nun, özellikle 1970’li yıllardaki çalışmasının bir neticesi olarak nesiller arasında uçurumlar meydana gelmiştir. Âdeta dede ayrı bir dil, torun ayrı bir dil kullanmaktadır. Dil ağacının bir kısım yaprakları dökülüp, yerine yeni yaprakların gelmesini normal karşılamakla beraber; eli sopalı bazı insanların o ağaçtaki güzelim yaprakları düşürmesini bir hıyanet olarak mütalaa etmekteyiz. Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle “Kamus’a uzanan el, namusa uzanmıştır.”2
Bu konuda, Kur’ân’ın şu ikazı çok anlamlıdır: “Ey iman edenler! ‘Râinâ’ demeyiniz, ‘unzurnâ’ deyiniz.”3 Aslında, bu iki kelime “bize bak, bizi gözet” anlamındadır. Fakat Yahudiler, Resûlullah ile konuşurken, nezaketli bir kelime olan “unzurnâ” demek yerine, yine aynı anlama gelen, fakat hakaret için de kullanılabilen “râinâ” demişlerdir.4
Üstteki âyetin de hükmüyle, kelimeleri kullanırken iyi bir tercih yapmak gerekmektedir. Âyetin mânâsından mülhem olarak şunları söyleyebiliriz:
“Ey Ehl-i iman! Yaşantınız ehl-i küfre benzemediği gibi, kelimeleriniz de onlara benzemesin. ‘Tabiatın işi, doğanın eseri’ demeyiniz, ‘Allah’ın san’atı’ deyiniz. ‘İçgüdü’ demeyiniz, ‘ilham’ deyiniz. ‘Şeker bayramı’ demeyiniz, ‘Ramazan Bayramı’ deyiniz. ‘Tanrı’ demeyiniz, ‘Allah’ deyiniz…”
Günümüz gençliği, ecdadının dilini öğrenmek zorundadır. Dil, bir köprüdür. Tarihimizin derinliklerine, o köprüden geçerek ulaşabiliriz. Dünyevî bir menfaat için Batı dillerinden günde 40-50 kelime ezberleyen birisi, dedelerinin konuştuğu ve yazdığı kelimeleri öğrenmemekte mazur sayılmaz. Unutmayalım ki, “İstikbal, köklerdedir.”
1 Ahzab, 21.
2 Meriç, Cemil, Bu Ülke, s. 77.
3 Bakara, 104.
4 Beydâvî, I, 80.
