Eğitim, bir rehberlik olayıdır. Rehber, “yol gösteren” anlamındadır. Cenab-ı Hakkın Esmaü’l-Hüsna’sından “Hâdi”, bu mânâya gelir. Cenab-ı Hakkın yol göstermesi, kitaplar indirmek, nebiler göndermek şeklinde olmuştur. Yani, gerçek rehber Allah’tır ve “gerçek yol, Allah’ın gösterdiği yoldur.”1
Peygamber, Allah’ın yoluna çağırır. İnsanlara Allah’ın âyetlerini okur. Onların nefislerini kötülüklerden temizler. Onlara Kitabı ve hikmeti öğretir.2 Bu noktadan, peygamber, aynı zamanda bir muallimdir. Fakat bir okulun muallimi değil, bütün insanlığın muallimidir. Çünkü bütün insanlara gönderilmiştir.3
“Âlimler peygamberlerin varisleridir”4 hadisinin hükmüyle, aynı görev şimdi ulemanın omuzundadır. Âlimler, mürşit insanlardır. Bir öğretmen, bir esnaf, bir çiftçi de, mürşit bir âlim olabilir.
Bir de, insanları yanlış yola sevkeden rehberler vardır. Bunlar, eğri yolda oldukları halde, doğru yolda gittiklerini söylerler. Meselâ, Firavun bir rehberdir. Fakat “ben sizi ancak doğru yola sevk ediyorum” diyerek, kavmini cehenneme sürükleyen bir rehber…5
Günümüzde de, böyle sahte rehberler vardır. Dine düşman bir öğretmen, kötü bir rehberdir. Gerçekte Allah’ın san’atı olan canlıları anlatırken, “tabiatın işi” der, öğrencilerini ateist yapmaya çalışır. Bir kısım ise öğrenciler Bediüzzaman Said Nursî’ye “öğretmenlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar. Bize Allah’ı anlat” demelerine, O şöyle cevap verir: “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip, Hâlık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”6
Rehber, sıradan bir şahsiyet değil, mükemmel bir insandır. Onda bulunması gereken sıfatlardan bazıları şunlardır:
1. İlim: Cehaletle yola çıkanlar yolda kalırlar. Cehalet bir karanlıktır. Cehlin karanlıklarındaki bir insanın, başkalarını aydınlatması beklenemez. Karanlık aydınlar, mürşitlik yapamazlar, rehberlik edemezler.
2. Hikmet: Hikmet, yerli yerince harekettir. İlim sahibi bir insan, ilmini yerinde sarf edemiyorsa, ilminden istifade edilmez. Sözgelimi, insan psikolojisini bilmeyen bir âlim, bir cenaze evinde, ahiretten bahsetmek yerine cihaddan bahsediyorsa, çorak araziye tohum saçıyor demektir. Bu tarz yerinde olmayan irşat, Mevlânâ’nın teşbihiyle, “Sağıra saz çalmak” gibidir.7
3. Basiret: Kur’ân’da peygamberimize şu talimat verilir: “De ki, işte bu benim yolum. Basîret üzere Allah’a dâvet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar, işte böyleyiz.”8 Rehber hem basiretli olmalı, hem de muhataplarını basiretli yapmaya çalışmalıdır. “Gözünüzü yumun, peşimden gelin!” demek yerine “aklınızı kullanın, bilerek peşimden gelin” demelidir. Hıristiyanları ortaçağın karanlığında bırakan en mühim bir sebep, ruhbanları körü körüne taklittir.
4. Şefkat: Şefkatle mücehhez olmayan, iyi rehberlik yapamaz. Cenab-ı Hak, Resûlullah’ın şefkatini şöyle anlatır: “Andolsun ki, içinizden şerefli bir peygamber geldi. Zahmet çekmeniz Onu incitir. Size çok düşkündür. Mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.”9
Resûlullah’ın ümmetine şefkati, bir babanın evladına şefkatinden de ötedir. Bir baba, evladının yakın istikbalini kurtarmaya çalışır. Hz. Peygamber ise, bütün ümmetinin gerçek istikbali için çalışmıştır. Bu konuda öyle hırslıdır ki, Cenab-ı Hak şu hatırlatmayı yapar: “İman etmiyorlar diye nerdeyse canına kıyacaksın!”10
İşte, rehber böyle olmalıdır. Şefkatle yaklaşmalı, kurtarmaya çalışmalıdır. Kötünün değil, kötülüğün düşmanı olmalıdır.
5. Himmet: Rehberin şefkatli olması yeterli değildir; himmet dahi lâzımdır. Himmet, gayret demektir. “Bir adamın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.”11
İşte, rehber şahsiyetler bu gibi kemâl sıfatlarına hâiz kimselerdir. Bu özellikte rehberler az olmakla beraber, ne yapıp yapıp onları bulmak, istifade etmek gerekmektedir.
1 En’am, 71.
2 Bkz. Bakara, 151.
3 Sebe, 28.
4 Aclûnî, II, 64.
5 Bkz. Mü’min, 29.
6 Nursî, Şualar, s. 205.
7 Mevlânâ, Mesnevi, XI, 834.
8 Yusuf, 108.
9 Tevbe, 128.
10 Şuara, 3.
11 Nursî, Hutbe-i Şâmiye, s. 59.
