Eğitimde Çevre Faktörü

Hemen her insan, içinde bulunduğu cemiyete göre şekillenir. Dilini onlardan aldığı gibi, örf ve âdetlerini, hayat felsefesini de onlardan alır. Bu noktadan, çevre şekillendirici bir özellik gösterir.

Aile hayatı, mahalle, okul, şehir… her biri birer çev­redir. Çocuk, ilk temel terbiyesini ailede alır. Anne-ba­banın hal ve hareketleri, söyledikleri çocuk üzerinde son derece etkilidir. Çocukta henüz muhakeme geliş­mediğinden, her gördüğünü taklît eder. Kendisine yalan söylendiğini hissederse, o da yalan söylemekte bir beis görmez.

Daha sonra, mahalleye çıkar. Başka çocuklarla ar­kadaş olur. Onların kültürlerinden etkilenir. Meselâ, nezaketli bir ailenin nazik çocuğu, mahalle çevresinde kaba bir hale gelebilir.

Okul, eğitim açısından ciddi bir müessesedir. Çocuk, evden ve mahalleden getirdiği kültüre, burada çok şey­ler ilâve eder. Öğretmeninin sözleri, çocuk için yönlen­dirici bir özelliğe sahiptir. Babasının sözleriyle öğret­meninin sözleri çatışıyorsa, genelde öğretmeninin sö­zünü kabul eder.

Günümüz şartlarında, bütün dünyanın geniş bir çevre haline geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle televiz­yon, bütün dünyanın örf ve âdetini, olaylarını, hayat felsefelerini eve getirmektedir.

Bütün bu çevrelere muhatap olan ve bunlardan etki­lenen insan, eğer muhakemesini iyi kullanırsa, bu çev­relerden gelen iyi telkinlere kulak verir, yapar. Kötü telkinleri dinlemez, reddeder. Böylece, şahsiyetini (kimliğini) ortaya kolar. “Zaman sana uymuyorsa, sen zamana uy” demez. Çevre onun inançlarına ters düşü­yorsa, çevreyi inançlarına uydurmaya çalışır.

Çevre iklim gibidir. Muz gibi nazik meyveler, sert iklimlerde yetişmez. İyi çevreden iyi insanlar yetişir. Bozuk çevre, insanı bozar. Ancak, o bozuk çevre şartla­rında bazı has fertler, işin farkına varırlar. “Çevre ıs­lah faaliyetine” başlarlar. Yakın çevrelerinden başlayıp; göle düşen bir taşın iç içe genişleyen daireler meydana getirmesi gibi, gittikçe etrafa açılırlar. “Temizlik iman­dandır” diyerek çevrelerini her türlü pis fikirlerden, zararlı akımlardan temizlemeye çalışırlar. “Temiz top­lum” hedefine adım adım yürürler.

Bu faaliyetlerini yürütürken, ilk dönemlerde “seracı­lık çalışması” yapmaları gerekebilir. Nitekim Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya, Firavun döneminde temiz insanlar yetiş­tirebilmesi için, Mısır’da evlerde toplanmalarını em­retmiştir.1 Peygamberimizin, İslâmın ilk yayılma dö­neminde Erkam’ın evini karargâh seçmesi de aynı ga­yeye matuftur. Benzeri çalışmalar, günümüzde de yapıl­maktadır. Herhalde bu tür seracılık faaliyetleri, kıya­mete kadar devam edecektir.

Eğitimde çevre” konusunda, mühim bir noktaya te­mas etmekte fayda görüyoruz. İslâmda seddü’z-zerâî vardır.2 Yani kötülüklere yol açan şeyler, vesileler haram kılınmıştır. Meselâ, içki haram olduğu gibi, onun alım-satımı da haramdır. Zina haram olduğu gibi, ona vesile olan müstehcenlik vb. durumlar da ha­ramdır. Günümüzde ise, seddü’z-zerâî kaldırılmış, adeta teşvikü’z-zerâî bir esas halini almıştır. Günahlar, mef­sedetler âdeta teşvik edilmektedir. Bunun mantığını anlamak mümkün değildir. Sigarayı üretip, üzerine “sağlığa zararlıdır” yazmak meseleyi halletmemekte­dir. İçkiyi üretip, Yeşilay’a destek olmak bir tutarsız­lıktır. Her türlü fuhşa resmen izin verip, “fuhuş kötü­dür” demek, samimiyetsizliktir.

İdareciler, bu çarpık manzaradan en kısa zamanda kurtulmak mecburiyetindedirler. Yoksa “isteyen iste­diğini yapsın” şeklindeki sınırsız bir hürriyet anlayışı Batı toplumunu bir felaketin eşiğine getirdiği gibi, bizi de çökertmesi kaçınılmaz olacaktır.

1 Yunus, 87.

2 Bkz. Zeydan, Abdülkerim, el-Vecîz, s. 206-211.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir