Derûnumuzdaki sevinç, yüzümüzde görülür.
İnsan, zaman zaman sevinen, zaman zaman da üzülen bir varlıktır. Hem sevinci hem de üzüntüsü gayet açık bir şekilde yüzüne yansır. Özellikle sevinç ve veya üzüntünün derin hâllerinde, bu yansıma çok daha nettir.
Cennet, bir yönüyle “mutlu insanlar diyarıdır.” Bütün çirkinlikler, menfi şeyler cehenneme gönderilmiş, bütün güzellikler, müspet şeyler ise cennette yer almıştır. Kur’an, cennet ehlini tasvir ederken şöyle der:
“Onların yüzlerinde nimetin sevincini görürsün.”1
Ölmeden evvel ölmenin sırrına eren ve daha şu dünya hayatında âdeta manevi bir cennet hayatı yaşayan kimselerin yüzlerinde de, cennetteki o tatlı sevincin parlaklığını görmek mümkündür.
Bir başka ayet ise cennet ehlinin yüzlerine yansıyan mutluluğu şöyle anlatır:
“Allah da onları o günün şerrinden korudu ve yüzlerine bir aydınlık, içlerine bir sevinç verdi.”2
Ayette bahsedilenler, takva ve salih ameli cem eden iyi insanlardır.
Burada korkan, orada korkmaz. Onlar dünyada azaptan korktukları için istikametli bir hayat yaşadılar, Allah da mükâfat olarak kıyametin dehşetli hâllerinden ve ahiret azabından onları korudu.
Fısk ve fücur içinde yaşayanlar o gün gam ve keder içinde abus bir çehreye sahipken, Allah bu kimselerin yüzlerini güldürür, gönüllerini sürurla doldurur.
Yağmur sevinci
Su, hayattır. İnsanın ve diğer canlıların hayatı su ile devam eder. Ancak, zaman zaman kuraklıkların yaşandığı da olur. O dönemlerde, gözler semadadır. Havada görülen bulutlar insanları umutlandırır. Hele her taraf bulutlarla kaplanmışsa, umutlar daha da artar. Ancak, bulutun varlığı yağmurun mutlaka gelmesi demek değildir. Esen bir rüzgâr, bulutları dağıttığı gibi, umutları da bitirebilir.
Kur’an, bu konuyu şöyle anlatır:
“O Allah ki, rüzgârları gönderir.
Rüzgârlar da bir bulutu harekete geçirir.
Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle yayar ve parça parça eder.
Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün.
Derken onu kullarından dilediklerine isabet ettirdiğinde, bir de bakarsın yüzleri gülmektedir.
Oysa önceden onlar, kendilerine yağmur yağdırılmadan önce ümidi kesmişlerdi.”3
1 Mutaffifin, 24
2 İnsan, 11
3 Rum, 48-49
