Yedinci Bölüm TABİATIN BEDEN DİLİ, Tabiat konuşuyor

Etrafımızdaki eşya da bizimle konuşur.

Muhatabımızın beden dili, onun diliyle telaffuz etmediği çok şeyleri bize anlattığı gibi, büyük bir insan hükmünde olan kâinat da sessiz sözcüklerle bize çok şeyler anlatır. Buna, “tabiatın beden dili” diyebiliriz.

Mesela, hava günlük güneşlik olduğunda insanlar huzur duyar, ama kara bulutlar dolaştığında, ruhları daralır. Kıyametin dehşetini anlatan şu ayete bakalım:

Çünkü biz, bed çehreli, çetin bir gün için Rabbimizden korkarız.”1

Ayette, o günün dehşeti, bed çehreli bir insana benzetilmiştir. Depremin, sel felaketinin veya savaşın harabeye çevirdiği mekânlarda bu asık suratı görmek mümkündür.

Anlayana ağaçlar da çok şeyler söyler. Mevlana ağaçların beden diliyle ilgili şöyle der:

Şu ağaçlar, in­sanlar gibidir. Elleri mesabesinde olan dallarını top­raktan dışarıya çıkarmışlardır. Ağaçlar, o dallarla halka doğru yüzlerce işaret ederler. Kulak verenler de, o işaretlerden hoşça ibareler anlarlar. Ağaçlar, yeşil bir dil ve uzun bir el ile toprağın kalbinden sır söy­lerler.”2

Etrafımıza dikkatle baktığımızda, dağların haşmeti, suların coşkuyu gösterdiğini kolayca görebiliriz.

Gök gürültüsü, o haşmetli sesiyle âdeta bize şöyle bağırır:

“Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa’al ve kudretli bir zâtın hârika işlerine bak! Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar.”3

Gök ağlamayınca yer gülmez” şeklinde meşhur bir deyimimiz vardır. Yeryüzü, kuraklığa maruz kaldığında kupkuru hâle gelir, üzerindeki bitkiler, çiçekler kaybolur gider, ağaçlar ise kurur. Yeryüzünde bu hazin manzarayı gören gökyüzü ona âdeta acır, gözyaşları hükmünde olan yağmuru yere gönderir. Böylece, ağlamasıyla yeri güldürür.

Bütün bitkiler, ağaçlar, yaratıldıkları günden bu yana güneş enerjisinden istifade ile klorofil yaparak hem kendilerini, hem de bizleri beslerler. Bu hâlleriyle âdeta “siz de güneş enerjisinden istifade edebilirsiniz!” diyerek bizlere göz kırparlar.

Ata bakınca her şeyiyle binilmek için yaratıldığı görülür. Neredeyse konuşacak şekilde “gelin bana binin!” demektedir.

Yeşil dalların arasında cazip renkler, hoş kokular ve leziz tatlarla süslü olan meyveler, bizi kendilerine çağırırlar, “gelin bizi yiyin” derler.

Tabiatın beden dili hususunda şu ayet gayet manidardır:

Ve (Allah) birçok alâmetler (yarattı). Ve yıldızla da onlar yollarını bulurlar.”4

Sanki yıldızlar nutka gelip şöyle derler:

Ey insan! Bize bakıp yolunu bulabilirsin. Böylece hem kaybolmaktan kurtulur, hem de bizi aydınlatan Zâtı tanımakla yokluk karanlıklarından halâs olursun!”

Bu zâviyeden baktığımızda, kâinatı büyük bir sembol kitabı olarak görebiliriz. Trafik işaretleri, işaretten anlayanlara çok şeyler söylediği gibi, kâinat kitabı da işaretten anlayan muhataplarına çok şeyler söyler.

1 İnsan, 10

2 Rûmi, Mesnevi, (Tahiru’l- Mevlevî), VI, 999

3 Nursi, Şualar, s. 109

4 Nahl, 16

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir