İnsanın ceset ve ruhtan meydana gelmesi gibi, kelâm dahi lafız ve manadan meydana gelir. Lafız bir sadefse, mana o sadefteki inci; lafız bir zarfsa, mana o zarftaki mektup; lafız bir elbise ise, mana o elbisedeki dilberdir.
Kelâmdan asıl maksat, mananın ifade edilmesidir. Lafız ise buna bir hizmetkârdır. Edebî bir ifadede, güzel bir manaya güzel elbise giydirilir. Ediplerin mana incilerinin sadefleri de güzeldir. Sadece lâfzın, kelimelerin güzelleştirilmesine çalışmak, sıradan bir mektubu, çok süslü bir zarfla göndermek veya seksen yaşındaki nineye gelinlik giydirmek gibidir.
Kelime yönünden güçlü olanlar, kelâm yönünden de güçlü olurlar. Cılız kelimelerle engin manaları ifade edebilmek mümkün değildir. Televizyondaki siyah-beyaz görüntüyle renkli görüntü arasındaki fark misali, kelime bakımından zayıf kimseyle zengin kelime hazinesine sahip kişinin konuşması arasında açık bir fark vardır.
Kelimeler birer mermidir. Söz düellosunda, mermisi çok olan daha rahat konuşur, daha kolay galip gelir.
İşte, bu gibi noktalardan dolayı, engin manalara açılmak, rahat konuşmak, münazaralarda galip gelmek isteyen insan, lafız yönüyle zenginleşmeli, kelime cihetinde güçlü olmalıdır.
Zengin bir kelime hazinesine sahip olmak mühim olduğu gibi, bundan daha da mühimi, bu kelimeleri yerli yerinde kullanmaktır. Malda israf caiz olmadığı gibi, kelâmda israf da caiz değildir. Bazılarının kullandığı “full dolu”, “mesela, örneğin” gibi ifadeler, aslında aynı anlama gelen farklı dildeki kelimelerin yan yana getirilmesinden başka bir şey değildir. Bu şekildeki lâf kalabalığına “haşiv” denir.
Mananın ifade edilmesinde, en az kelimeler kadar samimiyetin de rolü vardır. Bazılarının Tasavvuf ilmini tarif ederken “Kâlin hâl olmasıdır” demeleri bu noktaya işaret eder. Yani, söylenen yaşanmalıdır. Sadece sözde kalan bilgi, geçmeyen para gibi değersiz; sahte mermiler gibi etkisizdir. Meşhur ifadeyle, “ağızdan çıkan söz ancak kulağa kadar varır. Kalpten çıkan söz ise, kalbe kadar nüfuz eder.”
