Yiğit insan, zalimin hasmı mazlumun dostudur. Başkasınca ezilmeye razı olmadığı gibi, zayıfı ezmeye de tenezzül etmez.
Hz. Süleyman, peygamberliği yanında aynı zamanda haşmetli bir hükümdardı. Ordusuyla beraber giderken karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca şöyle dedi:
“Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!”1
Yani, “farkına varsalar sizi çiğnemezler, ama burada durmayın ki sizi bilmeyerek çiğnemesinler.”
Osmanlının en parlak devrinde 46 yıl hükmeden Kanuni Sultan Süleyman’ın şu olayı da, meselemiz açısından gayet manidardır:
Kanuni, zaman zaman bazı meseleleri, hocası Şeyhülislam Ebussuud Efendiye şiirle sormaktadır. Bir defasında hocasına şu notu gönderir:
“Dırahta ger ziyan etse karınca,
Zarar var mıdır ânı kırınca?”
(Yani, karınca ağaca zarar verse, onu öldürmekte bir zarar var mıdır?)
Ebussuud Efendi, aynı üslupla şu latif cevabı yazar:
“Yarın Hakk’ın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”2
1 Neml, 18
2 Bkz. Muhittin Eliaçık, “Lâle Devri Şeyhülislâmı Yenişehirli Abdullah Efendi ve Manzum Fetvası”, Journal of Language Academy, 2014 Volume 2/4 Winter, s. 88
