Yiğitlik, bazen kaçmaktır

Yiğit, normal şartlar altında korkup kaçmak gibi zelil bir vaziyete düşmez. Ama bazı özel haller, kaçmayı gerektirebilir. İffet abidesi Hz. Yusuf’un, kendisini gayr-i meşru beraberliğe davet eden Züleyha’dan kaçması buna güzel bir misaldir. Çünkü böyle bir halde iken gösterilecek yiğitlik, cesurca günaha yönelmek değil, erkekçe ondan uzaklaşmaktır.

Kur’an, bunu şöyle anlatır:

Hz. Yusuf, köle olarak Mısır azizlerinden birinin evindedir. Evin hanımı, Hz Yusuf’un güzelliği karşısında nefsine hâkim olamaz. Evde ikisinden başka kimsenin olmadığı bir günde bütün cazibedarlığıyla Hz. Yusuf’un karşısına çıkıp “haydi gel” der, kendine davet eder. Hz. Yusuf “Maazallah/ Allaha sığınırım” diyerek kaçar, böyle bir pisliğe bulaşmaktan kurtulur.1

Konunun başka bir misalini hicrette görürüz. Gerçi hicret bir kaçış değil, bir arayıştır. Ama şeklen kaçmaya benzediğinden konumuza örnek olabilir diye düşünüyoruz:

Hz. Peygamber Mekke döneminde iken artık İslam’ı yaşamak çok zorlaştığında, ashabına Medine’ye hicret etmelerini bildirdi. Sonra kendisi de Hz. Ebubekir ile beraber hicret etti. Ama bu gidiş, günün birinde dönüşü olan bir gidişti. Nitekim Hz. Peygamber ve ashabı, yüzlerce kimse olarak gittiler, ama sekiz yıl sonra on bin kişi olarak döndüler, hem Mekke’yi, hem de gönülleri fethettiler.

Konunun başka bir misalini de, şu ayette çizilen çerçevede görebiliriz:

Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin. Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için geri çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’tan bir gazaba uğramıştır ve varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir akıbettir.”2

Savaşta düşmandan kaçmak caiz değildir. Ancak,

1-Bir savaş hilesi olarak, düşmanı aldatmak için kaçıyor görülüp ardından saldırmak buna dâhil sayılmaz.

2-Veya başka bir Müslüman bölüğe katılmak da düşmandan kaçmak değildir.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber onları bir keşif birliği olarak göndermişti, ama onlar Medine’ye firar etti. Abdullah dedi: “Ya Rasulallah, biz savaş kaçkınlarıyız!” Hz. Peygamber ise şöyle değerlendirdi:

Hayır, siz döne döne savaşan mücahitlersiniz, ben sizin bölüğünüzüm.”3

Yani, benim birliğime katılmış oldunuz.

Üstteki ayette bildirilen azap, ayetten de anlaşılacağı üzere düşman iki kattan daha az ise söz konusudur. İlgili ayette “O halde sizden sabreden yüz kişi olursa iki yüze galip gelir ve sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bine galip gelir” denilmektedir.

Demek ki, yüzde yüz mağlubiyet görülen bir durumda, cepheyi terk etmek bir döneklik olmayıp, hayatın acı bir cilvesidir. Nitekim üç bin kişiyle yüz binlik Bizans ordusuyla savaşan Halid Bin Velid komutasındaki İslam ordusu, ustalıklı bir manevrayla düşmana zayiat verdirip Medine’ye döndü. Onların bu tavrı, Hz. Peygamber tarafından takdirle karşılandı.

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” ayetini de bu bağlamda değerlendirebiliriz.4

1 Yusuf, 22-23

2 Enfal, 15-16

3 Kadı Beydavi, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, I, 378

4 Bakara, 195

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir