Kur’an’ı tefsir edene müfessir denir. Hz. Peygamber devrinden bu güne, yüzbinlerce müfessir Kur’an’ı tefsire çalışmışlardır. Bunların bir kısmı baştan sona Kur’an’ı yorumlamış, bir kısmı ise, ahkâm ayetleri, tasavvufi ayetler gibi belli konularda yoruma çalışmışlardır. “Kur’anî bilgiyi bir denize benzetecek olursak, her müfessir kendi kabı nisbetinde ondan su alabilmekte veya taşıyabilmektedir.”1
Şüphesiz Tefsir ilminin bir takım hadleri, şartları vardır. Her insanın bu sahada rastgele konuşması uygun değildir.2 Nitekim Hz. Peygamber, “kim Kur’anı kendi reyine göre tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” demiştir. Gazali, hadiste geçen “rey” kelimesini “sahih bir içtihada dayanmaksızın hevaya uygun fasit rey” olarak yorumlar.3
Cemil Meriç’in ifadesiyle, “tefsir, kâh şuurun ayağına vurulan bir zincir, kâh zekâyı bakir ufuklara yükselten bir kanattır.”4
Her şeyden önce müfessir, Arapçayı belagatıyla beraber iyi bilmeli, vahyin lisanına vakıf olmalıdır. Ayrıca, dinin asıllarını (usulü’d-din), ayetlerin iniş sebeplerini (esbab-ı nüzul), ayetlerin nasih ve mensuhunu, bilmeli, Kur’an’ın ilk müfessiri olan Hz. Peygamberin hadislerine aşina olmalıdır. Bütün bunların yanında “İlm-i mevhibe” denilen Cenab-ı Hak’tan hususi bir idrak nimetine mazhar kılınmalıdır.5 Nasıl ki, fen bilimcileri tabiatın sırlarını araştırırken, bunların içinden bazılarına ilham parıltıları görünür. Bunlar, başkalarının göremediğini görür, sezemediğini sezer, insanlığa yeni bir keşfin izharına sebep olurlar. Onun gibi ilhama mazhar müfessirler, başka müfessirlere nisbetle ayetlere daha derinlemesine nüfuzla o mana okyanusundan o güne kadar ins ve cinnin dokunmadığı inci misal manaları takdim ederler.
Ömer Nasuhi Bilmen, müfessir için yukarda zikrettiğimiz şartları nazara verdikten sonra şöyle der: “Müfessir, psikoloji, sosyoloji, fen, astronomi, coğrafya, tarih gibi ilimleri de bilmelidir. Çünkü bunlara temas eden ayetler vardır.”6
Asrımız müfessirlerinden Hamdi Yazır, Kur’anın yorumunda belli bir seviye gerektiğini beyan sadedinde şu ölçüyü koyar:
“Kur’an’dan bahsetmek isteyenler, onu hiç olmazsa harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir.”7
1 Celal Kırca, Kur’ana Yönelişler, Fecr Yay. Ankara, s. 54
2 Muhammed Ali Sabuni, Tibyan fi Ulumi’l- Kur’an, Dersaadet Yay. İst. s. 244
3Bkz. Ebu Hamid Gazali, İhyau Ulumi’d- Din, Daru’l- Marife, Beyrut. ts. I, 289- 291
4 Cemil Meriç, Bir Dünyanın Eşiğinde, Ötüken Yay. İst. 1976, s. 25
5Süyüti, el- Itkan, II, 1209-1212
6 Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, Bilmen Yay. İst. 1973, I, 138-140; Kırca ise bu konuda şöyle der: “Kur’anda yer alan her bilgi için, o bilginin ilgili olduğu bilime ihtiyaç vardır.” Kur’ana Yönelişler, s. 55
7 Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Mukaddime, XV
