Kur’an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk’ın bütün beşeriyete gönderdiği en son semavi Kitap’tır. Bu ilahi hitapta, insanlığa lüzumu bulunan her şey ana hatlarıyla ele alınmıştır.
“Biz Kitab’ı (Kur’an’ı) sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik.”1
“Biz o Kitab’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık”2 gibi ayetler, Kur’an’ın her şeyden bahsettiğini, her meseleden söz açtığını anlatır.
Büyük bir ağacın küçük bir çekirdekte yerleştirilmesi misali ilahî ve kevnî gerçekler bir öz olarak Kur’an’da dercedilmiştir. Kur’an, hem ezelden bahseder, hem ebedden. Hem dünyadan söz açar, hem ahiretten. Hem yaratılışı anlatır, hem kıyameti; hem ferdi ele alır, hem cemiyeti…
Fakat bu bahisler, bu ele alışlar genelde çok veciz ve âli bir üslupla olduğundan, Kur’an’a muhatap olan herkes, birden en yüksek manalara yükselemez, ayetten matlup manayı hemen anlayamaz.
İşte bu noktada “tefsir ilmi” devreye girer. Yorum anlamındaki tefsir kelimesi, “Allah’ın kelamını açıklamak” manasında kullanılır.3 Bu ilim vasıtasıyla insanlar Kur’an ayetlerine daha iyi muhatap olabilirler, onun engin ve zengin manalarını daha iyi anlayabilirler.
Kur’an’ın ilk müfessiri, yine kendisidir. Çünkü Kur’an’ın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder.4 Bir yerde mücmel olarak bildirilen bir husus bir başka yerde açıklanmış olarak karşımıza çıkabilir.5 Mesela, Fatiha suresinde Cenab-ı Hakk’ın bir unvanı olarak geçen “Maliki yevmiddin”6 (din gününün sahibi) ifadesi mücmeldir. Bu ifade, İnfitar suresinde “Bildin mi nedir din günü? Evet, bildin mi nedir din günü? O gün kimse kimseye sahip olamaz. O gün bütün emir, Allah’ındır”7 şeklinde açıklanmıştır.8
Keza, yine Fatiha suresinde “bizi nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet”9 ayetinde bu nimet verilenlerin kimler olduğu belli değildir. Nisa suresindeki, “işte onlar Allah’ın nimetlendirdiği nebiler, sıddıklar, şehitler salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar”10 ayetinden, ilahi nimete mazhar kılınan bu seçkin kimselerin kimler olduğunu anlamaktayız.11
Hz. Peygamber, Kur’an’ın ilk şarihidir.12 Kur’an’da mücmel veya müphem olarak geçen nice meseleye, O vuzuh kazandırmıştır. Mesela, Cenab-ı Hak, “namazı kılın, zekâtı verin!”13 buyurmuş, fakat “namaz nasıl kılınır, kaç vakit ve kaçar rekât kılınır? Hangi maldan ne kadar zekât verilir?” şeklinde ayrıntılara girmemiştir. Hz. Peygamber, bu gibi noktalara açıklık getirmiştir.
“Sana Zikri (bir öğüt olan Kur’an’ı) indirdik. Ta ki onlara indirileni insanlara beyan edesin… “14 ayeti, Hz. Peygamberin bu yönüne dikkat çeker.
Evzaî, bu konuda şu yorumda bulunur. “Sünnetin Allah’ın Kitabına muhtaç olmasından çok daha fazla, Kitab (Kur’an) sünnete muhtaçtır.”15
Keza, Hz. Peygamber, yaptığı yorumlarla ashabına ve ümmetine ufuk açmış, onların Kur’anı yanlış anlamalarına engel olmuştur. Mesela, şu ayete bakalım:
“İman edip de imanlarına bir zulüm bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.”16
Bazı sahabiler, bu ayeti duyunca endişeye kapılırlar, “Ya Rasulallah, hangimiz zulmetmiyor ki” diye Rasulullah’a sorarlar. Hz. Peygamber, ayette geçen zulmün “şirk” olduğunu nazara verir ve Hz. Lokmanın oğluna nasihatleri esnasında söylediği “şüphesiz şirk büyük bir zulümdür”17 ifadesiyle istidlalde bulunur.18
Hz. Peygamber, Fatiha’daki “bizi nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet. Gadab edilenlerin ve sapanların yoluna değil”19 ayetinde geçen “gadab edilenlerin” Yahudiler, sapanların Hristiyanlar olduğunu bildirir.20
Şüphesiz, gadap edilenler sadece Yahudiler, sapanlar da sadece Hristiyanlar değildir. Hz. Peygamberin bu şekildeki beyanı, gadap edilen ve sapanların en belirgin tipleriyle bir açıklama olarak kendini göstermektedir.
Hz. Peygamber kendisine Kur’an’la beraber, onun bir mislinin de verildiğini bildirir.21 Kur’an’ı şerheden O’nun sözleri, bu ifadesinin bir isbatıdır. Mesela Kur’anda yenilmesi yasak olan etlere baktığımızda şu âyeti görürüz:
“O (Allah), size ancak şunları haram kıldı: Meyte (boğazlanmadan ölen hayvan), kan, domuz eti, bir de (putlara kurban etmek gibi) Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar.”22
Hz. Peygamber, burada bildirilenler dışında katır, merkep, köpek gibi hayvanlarla; kartal, atmaca, şahin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haram olduğunu da bildirmiştir.23
Durum böyleyken, bir kısım insanların “Allah’ın kitabı bize kâfidir. Onda olanla iktifa ederiz” demeleri, Allah’ın Kitabını da bilmemenin bir alametidir. “Erike hadisi” olarak şöhret bulan bir hadiste, Hz. Peygamber bazılarının koltuğuna oturup vurdum duymaz bir şekilde böyle bir tavır sergileyeceklerini mucizane haber vermiştir.24
Kur’an’ın tefsirinde Hz. Peygamberin tefsirinden sonra sahabe tefsiri gelir. Hz. Peygamberin sohbetiyle yetişen bu insanlar şüphesiz tefsir noktasında seçkin bir konuma sahiptirler. Zira başka malumattan azade safi ruhlarıyla Kur’an’a yönelmişler, onun ilk muhatabı ve en büyük müfessiri olan Hz. Peygamberden ders almışlardır.
Şüphesiz sahabenin hepsi Kur’an’ı aynı derecede anlamıyordu. Çünkü akılları, ilim seviyeleri farklı idi. Ayrıca, dile hâkimiyetleri de hepsinde aynı derecede değildi. İbn Abbas’ın “Fatır” kelimesini, Hz. Ömer’in “tehavvuf, ebben” kelimelerini başlangıçta bilmemeleri, bunu açıkça göstermektedir.25
Sahabeden Adiy Bin Hatem oruçla ilgili olarak gelen “fecir vakti beyaz iplik siyah iplikten sizce seçilinceye kadar yiyin için”26 ayetinden hareketle yanında siyah ve beyaz iplik bulundurmakta, bunların rengi birbirinden ayrılıncaya kadar oruca başlamamaktadır. Durumu Rasulullaha bildirdiğinde Hz. Peygamber tebessüm eder, işin onun anladığı gibi olmadığını, ayette kastedilenin gündüzün beyazlığı, gecenin siyahlığı olduğunu anlatır.27
“Allahım, onu dinde anlayışlı kıl ve ona te’vili öğret.”28 duasına mazhar olan İbn Abbas ve Hz. Ali, İbn Mes’ud gibi seçkin sahabiler, Kur’an’ın yorumunda ufuk açıcı ifadeleriyle sonraki devirlerde gelenlere yol göstermişlerdir. Hz. Peygamberin “en hayırlı asır benim asrımdır. Sonra, onu takip eden iki asır.”29 ifadesi, sahabeye ve sahabeden sonra gelen tabiin ve tebeü’t-tabiin devirlerinin faziletine işaret eder. Bu üç nesil, Kur’an’ın tefsirinde sonraki devir insanlarının müstağni kalamayacakları yorumlarda bulunmuşlardır.
1Nahl, 89
2En’am, 38
3 Muhammed Hüseyn Zehebi, et-Tefsir ve’l- Müfessirun, Daru İhyai’t- Türasi’l- Arabi, Beyrut, ts. I, 14
4Subhi Salih, Mebahis fi Ulûmi’l-Kur’an, Daru’l- İlm, Beyrut, 1368 h. s. 299
5 Bedreddin Zerkeşi, el- Burhan fi Ulûmi’l- Kur’an, el-Mektebetu’l- Asriyye, Beyrut, ts. II, 175
6Fatiha, 4
7İnfitar, 17-19
8Celaleddin Süyuti, el- İtkan fi Ulûmi’l- Kur’an, Daru İbn Kesir, Beyrut, 1993, II, 695-696; Zerkeşi, I, 156
9Fatiha, 6
10Nisa, 69
11Süyuti, el- İtkan, II, 695-696; Zerkeşi, I, 156
12Salih, s. 289
13Bakara, 43; Nisa, 77; Nur, 56…
14Nahl, 44
15 Ebu İshak Şatıbi, el-Muvafakat fi Usuli’ş- Şeria, Beyrut, ts. IV, 19
16En’am, 82
17Lukman, 13
18 Ebu Abdullah Kurtubi, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1993, VII, 21; Buhari, Camiu’s-Sahih (Sahihu’l-Buhari) Çağrı Yay. İst. 1981, Tefsir, 6/3
19Fatiha, 7
20Tirmizi, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981, Tefsir, 1/2; İbn Hanbel, Müsned, Çağrı Yay. İst. 1981, IV, 378
21Kurtubi, I, 29
22 Bakara, 173
23 Bkz. Buhârî, Zebâih, 28; Müslim, Sayd, 15-16; Ebu Davud, Et’ime, 32; Tirmizî, Sayd, 9
24Tirmizi, İlim, 10
25Zehebi, I, 34-35
26Bakara, 187
27Buhari, Tefsir, 2/28; Müslim, Camiu’s-Sahih, (Sahihu Müslim), Çağrı Yay. İst. 1981, Sıyam, 33; Ebu Davud, Savm, 17
28Buhari, Vudu’, 10; Müslim, Fedailu’s- Sahabe, 138; İbn Hanbel, I, 266, 314
29Buhari, Şehadat, 9; Müslim, Fedailu’s- Sahabe, 1, Rikak, 5; İbn Mace, Sünen, Çağrı Yay. İst. 1981, Ahkâm, 27
