Kur’an’da geçen bazı kelimelerin lügat ve ıstılah anlamlarının yerli yerinde kullanılmaması, ayetlerin yanlış yorumlanmasına sebep olur. Mesela, “vahiy” kelimesi lügat anlamı olarak “bir şeyi gizlice ve seri olarak bildirmek” anlamına gelir.1 Istılah olarak ise, Cenab-ı Hakk’ın peygamberlere gönderdiği özel mesajın adıdır.2 Bu iki kullanımın yerlerini bilmeyen birisi, Kur’an okurken her gördüğü vahiy kelimesini ıstılah anlamında anlarsa, arıyı da bir peygamber olarak görmesi gerekecektir. Zira Cenab-ı Hak arıya da vahyetmiştir.3
Bu konuda dikkat çekici bir misal olarak şu ayete bakabiliriz:
“(Bu te’vili duyan) hükümdar, ‘Onu bana getirin’ dedi. Elçi Onun yanına gelince, (Yusuf) dedi ki: Haydi rabbine (efendine) geri dön.”4
Mısır hükümdarı gördüğü garip bir rüyanın tabirini araştırır, ama etrafındakiler yorumlayamazlar. Bir zaman zindanda Hz. Yusuf’la beraber kalan ve Onun rüya tabirindeki maharetini bilen hükümdarın bir adamı “zindanda rüya tabirinde mahir biri var, ben ondan öğrenebilirim” der. Böylece gider ve öğrenir. Tabirden etkilenen hükümdar “Onu bana getirin” der. Elçi olarak gönderdiği kişi Hz. Yusuf’a gelince O, “Haydi, rabbine (efendine) geri dön. Önce benim masumiyetim ortaya çıksın” der.
Âyette “elçi”, rasul kelimesiyle ifade edilmiştir. Türkçede bu kelime zihinlerde daha çok peygamber manasını çağrıştırır. Hâlbuki burada bu anlamda değil, “aracı kişi” anlamında kullanılmıştır.
Öte yandan “Rab” kelimesi “efendi” anlamında kullanılmıştır. Nitekim evin hanımefendisine Arapçada “rabbetü’l- beyt” denilir. Ama Rab kelimesinin dilimizdeki çağrışım alanı, Allah’ın bir ismi olmasıdır.
Bir de şu ayete bakalım:
“… Onun bitirdiği nebat çiftçilerin hoşuna gider…”5
Bu ifade dünya hayatının mahiyetini anlatan ayetin bir bölümüdür. Mealde “çiftçiler” olarak verdiğimiz ibare, ayette “küffar” olarak geçer. Küffar kelimesinin müfredi “kâfir” olarak gelir. Çiftçiye “kâfir” denilmesi, tohumu toprağa bıraktığında üzerini örtmesinden dolayıdır… Keza, karanlığıyla her şeyi örten geceye de “kâfir” denilmiştir.6
Şimdi, “Allah’ı inkâr eden” anlamında kullandığımız kâfir kelimesini, “çiftçi” anlamını kastederek rastgele kullanacak olursak işler karışacaktır.
İşte, özellikle Bâtıni akımların Kur’an lafızlarını rastgele kullanmaları, kendilerine tabi nice insanı Kur’an’ın gerçek anlamından uzaklaştırmıştır. Zira onlara göre namaz bir duadır. Zekât, temizlenmektir. Oruç, sır tutmaktır…
1Bursevi, I, 325
2Bkz. Şerafeddin Gölcük, Kelam, (Süleyman Toprak ile birlikte), Selçuk ün. Yay. Konya, 1988, s. 288
3Nahl, 68.
4 Yusuf, 50
5Hadid, 20
6İbn Kuteybe, s. 75-76
