II. Bölüm TEFSİRDE İHTİLAF SEBEPLERİ, NİÇİN İHTİLAF?

Kur’an ayetlerini murad-ı İlahiye uygun bir tarzda anlamak o kadar kolay bir şey değildir. “Yanlış ön kabuller, önyargı, taklit, mezhep ve meşrep taassubu, müfessirin mizacı” gibi sebepler, müfessirlerin aynı ayetleri farklı yorumlamalarına yol açar. Mesela, “Razi söylüyorsa doğrudur” şeklindeki bir önkabul, müfessiri yanıltabilir. Zira peygamberler dışındaki insanlar yanılabilirler. Hatta peygamberlerin de “zelle” tabir edilen yanılmaları olabilir. Fakat onların zelleleri Cenab-ı Hak tarafından düzeltilir. Diğer insanlar için ise böyle bir teminat söz konusu değildir. Tefsir kitaplarında bir kısım ilmî yanlışlar da yer almıştır. Fakat Said Nursi’nin dediği gibi, “tefsirde mezkûr olan her bir emir, tefsirden olmak lazım gelmez.”1 Fahreddin Razi, “Allah arzı size bir döşek kıldı”2 ayetinin zahiri manasından hareketle, dünyayı hareketsiz bir cisim olarak kabul eder.3 O’nun bu yorumu, kendi zamanında hâkim olan Batlamyus nazariyesinin tefsire yansımış bir şeklidir. Yoksa ayette “dünya hareketsizdir” diye bir hüküm yoktur. Aynı Razi’nin hemen iki sayfa sonra dünyanın küreviyetinden (yuvarlaklığından) bahsetmesi ise,4 kendisinin tefsirde otorite olduğunu gösteren çağını aşan bir yorumdur.

İslamî bilgileri,

1-Kur’anî bilgiler

2-Kur’andan çıkartılan bilgiler şeklinde ikiye ayırabiliriz. Birincisi İlahî menşelidir, insanın müdahalesi yoktur. İkincisi ise, beşerîdir, istinbat yoluyla elde edilir. Bu tür bilgilerde hatalar bulunması mümkündür.5

“Kur’anî bilgi iman konusudur… Ama Kur’andan çıkartılan her bilgi, bir yönüyle beşere ait olduğu için veya o bilginin beşerîlik yönü bulunduğu için iman konusu olamaz. Çünkü bu bilgi, izafî doğruyu temsil eder, ama mutlak doğruyu kesinlikle ifade etmez.”6

Mu’tezilî olduğu için Zemahşeriye, Vahhabilere temel bir kaynak olduğu için İbn Teymiyeye, keşfe dayandığı için Muhyiddin İbni Arabiye önyargı ile bakmak, onların eserlerine yansıyan gerçeklerin reddine sebebiyet vermektedir. Hâlbuki bu zatlar Kur’ana ve hadislere dayanarak eserlerini yazmışlardır. Bunlar bazı meselelerde hakka isabet etmemiş olabilirler, ifrat veya tefritte kalabilirler. Fakat böyle olması, kendilerinin bütünüyle reddedilmelerini gerektirmez.

Körü körüne taklit dinen hoş görülmemiştir.7 Tefsirde taklit, sonraki nesilleri bazı hususlarda yanıltabilir. Sözgelimi, Taberi, İbni Kesir gibi pek çok müfessir, tefsir ettikleri ayetle ilgili neler rivayet edilmişse tefsirlerine almakta bir beis görmemişlerdir. Fakat bu, bütün rivayetleri aynen kabul ettikleri anlamına gelmez. Zira rivayetler arasında birbiriyle çelişen ifadeler de bulunmaktadır. Dolayısıyla, “falan müfessir bunu tefsirine aldığına göre, bu mana doğrudur” şeklinde bir genelleme yanıltıcı olacaktır.

Müfessirin mezhep veya meşrep tassubbu, Kur’anın yorumunda mühim bir etkendir. Kur’an’da var olanı anlamakla, anladığı şeyi Kur’an’dan sanmak birbirinden çok farklı şeylerdir. Güzel bir saraya tutulan aynalar, sarayı kendi renk ve şekillerine göre yansıtırlar. Kırmızı aynalarda görüntü kırmızı, eğri aynalarda görüntü eğri olacaktır. Onun gibi, Kur’an’a yönelen insanların zihin aynalarında ayetlerin yansıması, o kişilerin meslek ve meşreplerine göre olmaktadır. Zihin aynalarını renksiz ve düz yapabilenler, ayetlerin manalarını gerçekte olduğu gibi anlayabilirler. Yoksa az veya çok inhiraftan kurtulamazlar.

Bu genel değerlendirmeden sonra, diğer bazı sebeplere dikkat çekmek istiyoruz.

1Nursi, Asar-ı Bediiyye, İttihad Yayıncılık, İst. 2002, s. 226

2Bakara, 22

3Râzi, II, 102

4Râzi, II, 104

5Kırca, s. 6-7 ve 11-12

6Kırca, .s 30

7Yazır, I, 586

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir