Kur’an ayetlerinin tefsirinde karşımıza çıkan tenevvü ihtilafı bizi yeni ufuklarla karşı karşıya getirir. Zira bu tür ihtilaf, her birinin hak olması mümkün bir mana zenginliğinin ifadesidir.
Numune olarak şu ayetlerin yorumuna bakmak istiyoruz:
1. “Sonra biz Kitab’ı (Kur’an’ı) kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onların bir kısmı nefsine zulmedicidir, kimi muktesid (orta halli.) Kimi de Allah’ın izniyle hayratta yarışandır.”1
Ayet, ehl-i imanın üç zümresinden mücmel olarak bahseder. Bunlar:
1. Nefsine zulmeden
2. Muktesid (orta halli)
3. Hayırda yarışanlardır.
Müfessirler, bu ayetin yorumuyla ilgili hayli şeyler söylemişlerdir. Mesela, emredilenleri yapmayıp haramlara gidenler nefsine zulmeder. Emredilenleri yapıp haramları terk edenler orta bir yolda gider. Emredilenleri yapmakla beraber hasenatı da yapanlar hayırda yarışırlar.
Namaz itibariyle baktığımızda, mesela ikindiyi gün batarken kılan nefsine zulmeder. Vaktin ortasında kılan orta hallidir. Vaktin evvelinde kılan hayırda yarışanlardandır.
Zekât itibariyle baktığımızda, zekâtını vermeyen nefsine zulmeder. Emredilen miktarı veren orta hallidir. Zekâtla beraber sadaka da veren hayırda yarışandır.2
Zikir noktasından baktığımızda, sadece diliyle zikreden nefsine zulmeden, hem dil hem kalbiyle zikreden orta halli, hiç unutmayan ise hayırda yarışandır. Nefsine zulmeden “sahibu’l-akval“, orta halli “sahibu’l-ef’al“, hayırda yarışan “sahibu’l-ahvaldir.”
Nefsine zulmeden cehennem korkusuyla, orta halli cennet sevdasıyla, hayırda yarışan ise sebepsiz sırf rızay-ı İlâhi için ibadet yapar.
Sabır noktasından baktığımızda, nefsine zulmeden beladan feryat eder. Orta halli belaya sabreder. Hayırda yarışan ise, beladan lezzet alır.
Amel cihetinde, nefsine zulmeden Kur’an’ı bilir, fakat uygulamaz. Orta halli, uygular. Hayırda yarışan ise, hem kendi amel eder, hem de başkalarına öğretir.3
Nefsine zulmeden günahkâr mü’mindir. Orta halli, bazan salih amel, bazan da kötü amel yapandır. Hayırda yarışan ise, günahlardan uzak bir şekilde halis amel işleyendir.
Nefsine zulmedenin zahiri batınından daha iyidir. Orta hallide zahir ve batın dengededir. Hayırda yarışanın ise, batını zahirinden daha hayırlıdır.4
Nefsine zulmeden cahildir, dünyanın peşindedir. Orta halli, ilme çalışır, âhirete taliptir. Hayırda yarışan ise, âlimdir, Mevla’ya taliptir.5
Hesap yönünden baktığımızda ise, nefsine zulmeden şefaatle kurtulur. Orta halli, kolay bir şekilde hesaba çekilir. Hayırda yarışan ise, hesaba çekilmeden doğrudan cennete alınır.6
2. “… Allah zahir ve batın her türlü nimetlerini size bolca vermiştir.”7
Ayet, Allah’ın insanlara verdiği görülen ve görülmeyen nimetlerden bahsetmektedir. Peygamberlik, duyu organları, düşmanlara karşı insanlarla yardım zahiri nimetlerindendir. Akıl, makulat, düşmanlara karşı meleklerle yardım ise batıni nimetlerdendir. İsfehani’nin dediği gibi, bunların hepsi ayetin genel ifadesine girmektedir.8
3. “… Allah’ın zikri daha büyüktür.”9
Bu ayetle ilgili şu gibi yorumlara yer verilir:
Allah’ın kullarını anması, onların Allah’ı anmasından daha büyüktür.10
Namaz diğer ibadetlerden daha büyüktür.
Günahlarla karşı karşıya kalındığında, Allah’ın nehyini ve tehdidini hatırlamak, onlardan sakınmada en büyük etkendir.
Allah’ın rahmetiyle sizi anması, sizin O’nu taat ile anmanızdan daha büyüktür.11
Kurtubi’nin de dediği gibi, manayı hepsine şamil olarak görmek, herhalde daha isabetli olacaktır.12 Zira nazara sunulan vecihlerden birini kabul, diğerlerinin reddini gerektirecek zıt bir mana taşımamaktadır.
4. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. İnsan ise, onu yüklendi. Şüphesiz o, çok zalim ve çok cahildir.”13
Bu ayette geçen “emanet” kavramı farklı yorumlara müsaittir. Mesela, Gazali bu emaneti “marifet ve tevhid” olarak açıklar.14 Bu meyanda, “ne yer, ne gökler beni içine almadı. Fakat mü’min kulumun kalbine yerleştim” hadisini nazara verir.15
Muhyiddin İbn Arabi, benzeri bir yaklaşımla “marifetullah’a güç, vüs’at” şeklinde yorumlar. Çünkü insan âlemin meyvesidir. Nefsini âlemde görür. Âlemin tamamını içine alan nefsiyle Rabbini görür. Bundan dolayı, âlemin güç yetiremediğine güç yetirir, kalbiyle Allah’a muhatap olur.16
Bursevi ise, emaneti üç mertebede ele alır.
1. Dinin mükellef kıldığı şeyler. Emanetin edası gerektiği gibi, bunların da gözetilmesi gerekir. Mesela, akıl bir emanettir, azalar birer emanettirler. Ruhlar âleminde insandan alınan misak ve ahitler, hep birer emanet durumundadır.
2. Muhabbet, aşk, incizab-ı İlahi. Bu birinci mertebenin neticesidir. İnsan, bu gibi özellikleriyle meleklere üstün gelir. Gerçi, meleklerde de muhabbet vardır. Fakat onların muhabbeti, terakkiye sebep olan mihnet, bela ve zor tekliflere bina edilmemiştir. Gerçek terakki, sadece insan içindir.
3. Vasıtasız feyz-i İlahi. Bu feyz, ayette “zalumiyet ve cehuliyet” ile işaret olunan vücudî perdelerden çıkmakla elde edilir.
Bu üç mertebeden birinci mertebe avam, ikinci mertebe havas, üçüncü mertebe ehass-ı havas içindir.17
Said Nursî, emanetin çok cihetlerinden bir cihetini “ene” olarak görür. Yani, insan Allah’ın verdiği benlik ile Allah’ı tanır. Mesela, Kendi cüz’i ilmiyle Allah’ın külli ilmini, cüz’i kudretiyle O’nun sonsuz kudretini tanır.18
Gök, yer ve dağa doğrudan Allah’a muhatap olabilecek kabiliyetler verilmediğinden, onlar emaneti kabul etmemişler, çekinmişlerdir. İnsan ise, emaneti taşıyabilecek kabiliyette yaratılmakla beraber, zulüm ve cehalet perdelerini aralamadan o ağır emaneti taşıyamaz, kaldıramaz.
5. “… Dünyadan da nasibini unutma!”19
Bu ifade, servet denilince ilk akla gelen isim olan Karun’a karşı kavminin sözleri arasında geçer. Ayetin yorumunda, şu gibi cihetler zikredilmiştir:
Dünyadan nasip, Allah’ın mubah kıldığı yiyecek, içecek, elbise, ev, evlilik gibi şeylerdir. Çünkü Rabbinin senin üzerinde bir hakkı vardır. Aynı şekilde, nefsinin, ailenin… de. Binaenaleyh, “her hak sahibine hakkını ver.”20
“Dünyadan sana yetecek miktar alıp, dünya ile ahireti elde et.”21
“Ahiretin için dünyada amel işle!
Allah yolunda işlenen amel, kişinin ahirette sevabını göreceği dünyadan nasibidir.
Keza, dünyanın helal nimetleri, dünyadan birer nasiptir.22
“Şu dünyada salih amel yapmamakla ömrünü zayi etme. Asıl çalışmaya layık olan ahirettir. İnsanın dünyadan nasibi, ömrü ve salih amelidir.”
Bu ifadeyle sanki “Ebedi yaşayacakmış gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahiretine çalış” mesajı verilmiştir.23
Hamdi Yazır, bu tür rivayetleri şöyle değerlendirir:
Bazıları “helal dünya rızkı ve meşru dünya zevki” diye anlamak istemişlerse de, o geçici dünyanın kendisi demektir. Asıl dünyadan nasip ise, “dünya ahiretin tarlasıdır”24 muktezasınca ahiret için edilen intifa, ahirete kalacak ameldir. Yoksa dünyadan nasip, nihayet bir kefendir.25
6. “Muhammed, erkeklerinizden hiç kimsenin babası değildir.”26
Ayet, Hz. Peygamberin Hz. Zeynep’le evlenmesi olayıyla ilgilidir. Hz. Peygamber, azatlı kölesi Zeyd’i Hz. Zeynep’le evlendirmiş, Zeyd’in Zeyneb’i boşaması üzerine ilahi talimatla kendisine zevce olarak almıştır. Olay, bazı art niyetli insanlarca “oğlunun hanımını aldı” şeklinde değerlendirilince, Cenab-ı Hak bu ayetle meseleyi vuzuha kavuşturmuştur.27
Zemahşerinin de dediği gibi, her peygamber gerçi kendisine saygı ve tazimin vücubu ve kendisinin de onlara şefkat ve nasihat etmesi gereği bakımından ümmetin babasıdır.28 Razi’nin ifadesiyle hatta babadan daha ileridir.29 Fakat bu şefkat, fıkhi hüküm olarak onu gerçek baba yapmadığından, Peygamberin ümmetinden kız alması son derece normal bir olaydır. Dolayısıyla, “Zeyd, Peygamberin oğlu değil ki, O’nun boşadığı Zeyneb’i almak Peygambere haram olsun!”30
Ayet, aynı zamanda Hz. Peygamberin erkek çocuklarının “rical” denilecek seviyeye gelmeden vefatlarına da işaret eder. Kasım, Tayyib, Tahir ve İbrahim’in babası olmakla beraber, bunlar küçük yaşta vefat etmişlerdir.31
Said Nursî, ayetin açıklamasında “Peygambere intisap edip onun kemalatına istinad ederek, Onun pederane şefkatine itimat edip kusur ve hata etmemelisiniz” manasına dikkat çeker. Çünkü bazılarının “namazımız kılınmış” demeleri gibi, nice insan, büyüklerine ve mürşitlerine itimat edip tembellik eder.32
7. “De ki: Allah size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye veya sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya da kadirdir.”33
Ayette geçen “üstten ve alttan gelebilecek azap” olarak,
-üstten taş, alttan çöküntü;
-üstten kötü idareci, alttan ayak takımının musallat olması;34
-üstten rüzgâr, alttan sel felaketi;35
-üstten Nuh kavminde olduğu gibi helak edici bir su, Ebrehe ordusunu helak eden ebabil kuşları gibi felaketler, alttan ise deprem kuraklık gibi musibetler36 nazara verilmiştir. Hamdi Yazır’ın da dediği gibi, ” ayet hepsine muhtemildir.” 37
8. “Yaş ve kuru ne varsa, hepsi Kitab-ı Mübin’dedir.”38
Ayette geçen “Kitab-ı Mübin” genelde “Levh-i Mahfuz” şeklinde açıklanmıştır.39 Keza, “ilm-i ilahidir” denilmiş.40 Bu iki yorum, ibare olarak farklılık arzetse de, mana olarak birbiriyle çelişmez. Zira Levh-i Mahfuz, ilm-i ilahinin bir tecelligahından ibarettir. Yani, olmuş olacak her şey Allah’ın ilminde olduğu gibi, bu ilahi ilmin yansıdığı bir mahal olarak Levh-i Mahfuz’da da bulunur.
9. “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”41
Bu ayetin yorumunda şu manalara dikkat çekilmiştir:
-Tek başına yüz kişiye karşı çıkmaya çalışmak,
-Allah’ın rahmetinden ümit kesmek,
-Nafaka vermemek,
-Malının kötüsünden nafaka vermek,
-Bütün malını verip sonra insanlara el açmak gibi durumlar, üstteki ayetin masadaklarıdır.42
10. “Şu ikisi, Rableri hakkında birbiriyle çekişen iki hasımdır.”43
Ayetin izahında,
-Bedir’de çarpışan Müslümanlar ve müşrikler,
-Ehl-i kitap ve müşrikler,
-Ehl-i İman ve ehl-i şirk, denilmiştir.44 Ehl-i iman ve ehl-i küfür, ayetin en genel yorumudur.45 Diğer yorumlar, bu mananın birer misalle gösterilmesidir.
11. “… Ancak tevbe eden ve salih amel işleyenler (azaptan kurtulurlar). Allah, onların seyyielerini hasenelere tebdil eder…”46
Ayetin evvelinde şirk, adam öldürmek, zina gibi haram fiillerden bahis vardır. Bunları yapanların kıyamet günü kat kat azaba maruz kalacakları, ebedi cezalandırılacakları nazara verilir.47
Bazıları, üstteki ayete dayanarak, günahtan tevbe eden ve salih amel işleyenlerin eski günahlarının sevaba dönüşeceğini zannederler. Hâlbuki bu mesnetsiz bir iddia olup, “öyleyse, daha az günah işleyenler bu işte zararlı mı çıkmışlardır?” gibi bir soruyu akla getirir. Ayetin izahında müfessirler şu gibi manalara dikkat çekmişlerdir:
-Bu kimseler, kötü amellerini iyi amellere çevirirler. Mesela putlara tapmak yerine artık Allah’a ibadet ederler. Müslümanlarla savaşmak yerine, Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırlar.
-Bunlar, günahlarını hatırladıkça pişman olur, istiğfar ederler. Bu itibarla, günah taate dönüşür. Kıyamet günü her ne kadar o günahı yazılmış olarak bulurlarsa da, bu kendilerine bir zarar vermez. Zira tevbe ve istiğfarla artık o günah silinmiştir. Amel defterlerinde, o tevbe ve istiğfardan gelen haseneler vardır.48
-Allah, onların geçmiş günahlarını siler, onun yerine ilerde yapacakları itaatlerin sevabını yazar. Veya günah melekesini ve nefiste buna sevkeden şeyleri taat melekesine tebdil eder.49
Hasan-ı Basri, ayeti şöyle yorumlar: “Bazıları bunun ahirette olacağını söyler. Hâlbuki öyle değildir. Tebdil, şu dünyadadır. Allah onların şirkini imana, şekkini ihlasa, fücurunu iffete çevirir.”50
Said Nursî ayetin yorumunda, tevbe edip durumunu düzelten bu insanlardaki nihayetsiz şer kabiliyetinin, nihayetsiz hayır kabiliyetine inkılap etmesine dikkat çeker.51
1Fatır, 32
2Süyuti, el- İtkan, II, 1200-1201
3Kurtubi, XIV, 222
4 Fahreddin Râzî, Mefatihu’l-Gayb (Tefsiru Kebir), Daru İhyai’t- Türasi’l-Arabi, XXVI, 24
5 Abdülazim Zerkani, Menahilu’l-İrfan, Mısır, 1360 h, II, 64
6İbn Kesir, VI, 532-533
7Lukman, 20
8 Ragıb İsfehani, Müfredat, Daru’l- Kalem, Dımeşk, 1992, s. 131
9Ankebut, 45
10İbn Kesir, VI, 291; Süyuti, Dürrü’l- Mensur, Daru’l – Mektebi’l- İlmiyye, Beyrut, 1990, V, 280
11Ebu’s – Suud, İrşadu Akli’s-Selim, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut, 1990, VII, 42
12Kurtubi, XIII, 231
13Ahzab, 72
14Gazali, İhya, III, 14
15Gazali, İhya, III, 15. Hadis, ehl-i tasavvuf mabeyninde meşhur olup, müminin kalbinin Allaha muhatap olmasını ifade eder. Hadis için bkz. Muhammed Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut, 1351 h. II, 195
16Alûsî, Ruhu’l-Meani, XXII, 102
17Bursevi, VII, 249-250
18Nursi, Sözler, Sözler Yay. İst. 1987, s. 502-504
19Kasas, 77
20İbn Kesir, VI, 264
21Ebu’s- Suud, VII, 25
22Süyuti, Dürrü’l- Mensur, V, 261
23Kurtubi, XIII, 207- 208
24Aclûnî, I, 412
25Yazır, V, 3755
26Ahzab, 40
27Kurtubi, XIV, 127; Alûsî, XXI, 29-31; Ebu’l – Hasen Maverdi, en- Nüketu ve’l- Uyun (Tefsiru’l- Maverdi), Daru’l- Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1992, IV, 408
28 Mahmud Bin Ömer Zemahşeri, Keşşaf, Daru’l- Marife, Beyrut, III, 239
29Râzî, XXV, 214
30Kurtubi, XIV, 127
31Zemahşeri, III, 239; Alûsî, XXI, 31; Kurtubi, XIV, 127
32Nursi, Sözler, s. 384
33En’am, 65
34İbn Kesir, III, 270-271
35Alûsî, VII, 180
36Râzî, XIII, 22
37Yazır, III, 1953
38En’am, 59
39Râzî, XIII, 11; Kurtubi, VII, 5; Yazır, III, 1947
40Râzî, XIII, 11; Yazır, III, 1947
41Bakara, 195
42Zerkeşi, II, 150
43Hacc, 19
44Maverdi, IV, 13
45İbn Kesir, V, 401; Beydâvî, II, 86; Yazır, V, 3392
46Furkan, 70
47Furkan, 68-69
48İbn Kesir, VI, 137
49Beydâvî, II, 147; Ebu’s- Suud, VI, 230; Alûsî, XIX, 50
50Kurtubi, XIII, 52-53
51Nursi, Sözler, s. 298
