Rü’yetullah

Ehl-i sünnetle Mûtezile arasındaki ihtilaflı meselelerden biri, Cenâb-ı Hakk’ın ehl-i cennete görülmesi anlamındaki rü’yetullahtır. Ehl-i sünnet rü’yetullahı kabul ederken, Mûtezile reddeder. Mûtezilenin delillerinden biri şudur:

Hz. Musa Tur’da Cenâb-ı Hakk’ın kelâmına mazhar olunca, O’nu görmek ister. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: “Beni asla göremezsin. Lâkin dağa bak. Eğer o yerinde durursa, beni o zaman görürsün.” Cenâb-ı Hakk dağa tecelli ettiğinde, dağ yerle bir olur; Hz. Musa baygın olarak yere düşer.” (A’raf, 143)

Hamdi Yazır üstteki olayı şöyle değerlendirir:

Demek ki Musa, dağ dolayısıyla olan izafî bir tecelliye bile dayanamadı. Tam ve mutlak zâtî bir tecelli olsa, bütün dünya muzmahil olacaktı. Ve işte ‘beni asla göremezsin’ buyrulmasının hikmeti bu idi. Yoksa hadd-i zâtında tecellide imkânsızlık veya lütufta bir esirgeme yok. Mesele, tahammüldedir; bu fâni âlemde O’nu görmeye tahammül olunamaz. Ve o halde bundan, ‘ölüm ve fâniliğin sona erdiği beka âleminde, yâni ahirette dahi Allah’ı görmek imkânsızdır’ mânâsını anlamaya kalkışmak doğru değildir.” (IV, 2277)

Rü’yetullah meselesinde Kur’an-ı Kerîm net olarak şunu ifade eder: “O gün nice yüzler parıldar. Rablerine bakarlar.” (Kıyamet, 22-23)

Ancak Mûtezile ‘Beni asla göremezsin’ ayetine sarılıp, bu bakışı ‘intizar’ yâni bekleme manasına hamletmiş. Hâlbuki gayeye ermeyen bir bekleyişin neticesi neş’e değil, hayal kırıklığı ve elemdir.” (VIII, 5483)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir