Kur’an’ın ilk müfessiri, yine kendisidir. Çünkü Kur’an’ın tamamı tek bir kelam hükmünde olup, bir kısmı bir kısmını tefsir eder. Bir yerde mücmel olarak bildirilen bir husus bir başka yerde açıklanmış olarak karşımıza çıkar. Mesela, Fatiha suresinde Cenab-ı Hakk’ın bir unvanı olarak geçen “Maliki yevmiddin” (din gününün sahibi) ifadesi mücmeldir.1
Bu ifade, İnfitar suresinde “Bildin mi nedir din günü? Evet, bildin mi nedir din günü? O gün kimse kimseye sahip olamaz. O gün bütün emir, Allah’ındır” şeklinde açıklanmıştır.2
Öyle anlaşılıyor ki “Din günü”, dinin haber verdiği diğer âlemdeki muhasebe günüdür. O günde -kendisine şefaat hakkı verilenler dışında- herkes kendi hesabıyla meşgul olacak, başkasına yardımcı olamayacaktır.
Keza, yine Fatiha suresinde “bizi nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet”3 ayetinde bu nimet verilenlerin kimler olduğu belli değildir.
Nisa suresindeki, “işte onlar Allah’ın nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır” ayetinden, ilahi nimete mazhar kılınan bu seçkin kimselerin kimler olduğunu anlamaktayız.4
1 Fatiha, 4
2 İnfitar, 17-19
3 Fatiha, 6
4 Nisa, 69
