İçimizdeki Batı

Coğrafi olarak “Batı” denildiğinde daha çok Avrupa ve Amerika hatıra gelir. Ama zihniyet olarak Batı, çok daha geniştir, dünyanın neredeyse tamamında vardır.

Bir Batı ülkesine gidip gelenler, İstanbul’a döndüklerinde bazı cihetlerden Batıyla bizim aramızda çok da fark olmadığını görürler. Özellikle sosyete ve bunlara özenen kimseler, Batıyla neredeyse birebir denecek şekilde benzer bir hayat yaşamaktadır. Dinden uzaklık, gayr-i meşru beraberlik, içki, dans ve çılgınca eğlenceler, bu hayatın bazı görüntüleridir. Batı tarzı açık kıyafete girmek, Batı müziği dinlemek genç kızlarımız arasında hayli yaygındır. Evlilik öncesi kız erkek beraberliği de çok ileri boyutlarda kendini göstermektedir. Bu hayat tarzını benimseyenler artık bekâreti pek önemsemez olmuş, gayr-i meşru beraberliği “hayata heyecan katmak, bir renklilik ve tecrübe kazanımı” şeklinde değerlendirmeye başlamışlardır.

Bu tarz bir hayat felsefesinde hem kadın hem de erkek pek çok şeyler kaybeder. Ama genelde kadının kaybı daha fazla olur, kullanım süresi bitmiş bir eşyanın atılması gibi atılır, terk edilir. Pek çok izleyicisi olan magazin proğramlarının önde gelen katılımcılarının istikrarsız evlilik hayatları, bunun en açık bir delilidir.

Necip Fazıl Kısakürek, nesiller arasında meydana gelen farklılıkları “üç katlı bir ev” benzetmesiyle şöyle nazara verir:

Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!

Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem.

Orta kat: Mavs oynayan annem ve âşıkları.

Alt kat: Kızkardeşimin (tamtam) da çığlıkları.

Bir kurtlu peynir gibi ortasından kestiğim,

Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir