Mucize ve keramet

Dini bir sohbette Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı halde yanmaması anlatılır. Dinleyenlerden gönül ehli bir zat heyecana gelir, gürül gürül yanan sobaya sarılıp “yakmaz bu ateş yakmaz” diye haykırır. Sohbette olanlar dehşet içinde kalırlar. Ama görürler ki, ateş bu zatı da yakmamıştır. Dehşet, yerini hayrete ve ibrete bırakır, bir kerametle karşı karşıya olduklarını anlarlar, İlahi bir ayet görmenin mutluluğunu yaşarlar.

Kimyada N.Ş.A yani ‘normal şartlar altında’ ifadesi sıkça kullanılır. Allah’ın şu âleme yerleştirdiği kanunlar normal şartlar altında işlemeye devam eder. Bunlara ‘Sünnetullah, âdetullah’ adı verilir. Mesela yer çekimi çeker, ateş yakar… Ama yüce Allah elbette kendi koyduğu kanunların mahkûmu değildir. Dilerse bu kanunlarını değiştiriverir. O zaman, ateşe atılan bir peygamber yanmayabilir, yüksekten düşen bir insan yumuşak inişle yere nazikçe inebilir. Bunlar gibi fevkalade hallere mucize ve keramet adı verilir.

Sıra dışı bir olay peygamberlerde meydana gelmişse mucize, veli bir zatta meydana gelmişse keramet olur. Hem mucize, hem keramet Allah’ın birer fiilidir. Böyle olduğundan, bu gibi sıra dışı olayları normal kanunlarla açıklayabilmek mümkün değildir.

Veli zatlarda görülen sıra dışı haller ve kerametler, peygamberler için anlatılan sıra dışı halleri anlamamıza kapı açar ve bize şöyle dedirtir:

Veliler varsa nebiler de vardır. Velilerde keramet olduğuna göre, nebilerde de mucize elbette olacaktır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir