Azrail

Anlatılır ki, adamın biri köyün üst kısmındaki ormanlık bölgeden çalı toplar, bunları köye getirip satarak geçinirdi. Bir defasında yine çalıları sırtına yüklenmiş köye getiriyordu. Hava hayli sıcaktı, kan ter içinde kalmıştı. Üstelik çalılarda bulunan bazı dikenler sırtına batıyordu. Çalıları yere bıraktı. Yılların çilesinden kurtulmak istedi, “ey ölüm neredesin? Gel, beni bu hayattan kurtar!” diye bağırdı.

Birden yanında bir zat peyda oldu, “Beni mi çağırdın? Ben Azrail’im, ne istiyorsun?” dedi. Adam işin ciddiyetini anlamıştı. Çile de çekse hayat tatlıydı. “Şey, dedi. Şu yükleri kendi başıma sırtıma kaldırmakta zorlanıyorum, ucundan tutup sırtıma yükler misin?”

O günden sonra halinden hiç şikâyetçi olmadı. Ama Azrail’in bir gün tekrar geleceğini de hiç unutmadı, ömrünün kalan günlerini iyi bir şekilde değerlendirdi.

Dört büyük melek olan Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail arasında görev taksimi yapıldığında Azrail, “Ya Rabbi der, en zor görev bana düştü. Bu insanlara hayat tatlı gelir. Ben onların ruhlarını kabzedeceğim. Sevenleri bir birinden ayıracağım.”

Cenab-ı Hak hikmet diliyle “Ben seninle ölüm arasına hastalıklar, musibetler perdesini koyacağım. İtiraz okları sana gelmeyecek.” der.

Gerçekten de ölüm olaylarında Azrail’i pek hatırlamayız. “falanca kazadan gitti, filanca hastalıktan gitti” deriz.

Hastalık ve musibetler Azrail’e perde oldukları gibi, Azrail de ilahi tasarrufa bir perdedir. -Haşa- Azrail Allah’ın yardımcısı değildir. Keza o canının istediği zaman can alan biri de değildir. Verilen emre göre hareket eder, bu şekilde fıtri ibadetini yapmış olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir