İlahiyatta Tasavvuf dersindeydik. Tasavvuf hocamız Yunus Kaya tatlı tatlı anlatıyordu. Bir ara Hz. Peygamberin şu olayını nakletti:
Peygamber Efendimiz ordusuyla bir seferden dönmüştü. Ashabına “Küçük cihaddan büyük cihada döndük” buyurdu. Ashab şaşırmıştı: “Seferden döndük, bundan daha büyük bir cihad mı var?” dediler.
Peygamberimiz şöyle cevap verdi: “Nefisle yapılan cihad, bundan daha büyük bir cihaddır.”
Bu olay anlatılınca arkadaşlarımızdan biri söz hakkı istedi. Ardından “Ben bunu hadis olarak kabul etmiyorum. Peygamberimiz böyle demiş olamaz.” dedi.
Yunus Bey, “evladım, neye dayanarak böyle iddiada bulunuyorsun?” diye sordu.
Arkadaşımız “Hocam, benim aklım kabul etmiyor. Bana göre düşmanla yapılan cihad daha büyük olması gerekir” dedi.
Bunun üzerine Yunus Hoca şu özlü cevabı verdi:
“Evladım, hadisler senin aklına göre ölçülmüyor. ‘Falanın aklı kabul ederse hadistir, kabul etmezse değildir’ şeklinde bir ölçümüz yok.”
Benzeri bir olayla meslek hayatımda karşılaştım. Bir gün hadis dersinde “Veren el alan elden daha üstündür” hadisi geçmişti.
Heyecanlı öğrencilerden biri “hocam dedi, bunu ben hadis olarak kabul etmiyorum.”
“Neye dayanarak böyle söylüyorsun” dedim.
Dedi: “Sahih hadisler ayetlere ters olamaz. Hucurat Suresinde Cenab-ı Hak “Allah katında en şerefliniz en takva sahibi olanınızdır.” buyuruyor. Ama bu hadiste “zenginler fakirlerden üstündür” gibi bir anlam çıkıyor.”
Bunun üzerine şu açıklamayı yaptım: “Hadisten böyle bir anlam çıkarmak yanlış olur. Hadisin bize verdiği mesaj şudur: Müslüman, başkasının eline bakmamalı, veren el olmaya çalışmalıdır.”
Öğrencimiz bu açıklamayı duyunca rahatladı, “hocam dedi, özür dilerim. Ben yanlış anlamışım.”
