2000 – 2003 yıllarında Hollanda’daki Rotterdam İslam Üniversitesinde görev yapmıştım. Üniversitede zaman zaman Hollanda asıllı kimselerle bazı diyaloglarımız oldu. Bunlardan birinin ismi Add idi. Kendisi “Gerçeği Araştırma Vakfı” isimli bir topluluk üyesiydi. Bunlar, okumayı, araştırmayı seven bir gruptu. Bu zat, İslam hakkında çok sorular sordu, okudu, araştırdı. Biz namaza durduğumuzda O da bizimle beraber namaz kılıyordu.
Bir gün bizi evine davet etti. Evinde en dikkatimizi çeken şey, her tarafın kitaplarla dolu olmasıydı. Bu kitaplardan dört tanesini yanımıza getirdi. Bunlardan ikisi Hollandaca Kur’an-ı Kerim meâli idi. Birisi İmam Gazali’nin “El-Munkız mine’d- dalâl” isimli kitabının tercümesi, diğeri ise İslam sanatıyla alakalı kalınca bir kitaptı.
Mesleği kasaplık olan bir zatın bu derece kitaplarla iç içe olması bizi hayli şaşırtmıştı. İlk emri “oku” olan bir dinin mensupları olarak, İslam ülkelerinde de benzeri manzaraları görmek temennisiyle oradan ayrıldık.
Avrupa ülkelerine seyahat edenlerin dikkatini hemen çektiği gibi, buralarda kitap okumak bize göre daha yaygın. Otobüs, tren, metro, tramvay gibi toplu taşıma araçlarında hemen hemen herkesin elinde okuyacak bir şeyler olduğunu görüyorsunuz. Bizde olması gereken manzarayı onlarda görmek, doğrusu insanı şaşırtıyor.
Kültür Bakanlığı’nda çalışan bir zattan dinlemiştim. O şöyle anlatıyor:
“Bakanlığa bağlı üç arkadaş İngiltere’ye görevli olarak gitmiştik. Londra’da bindiğimiz şehir içi otobüste üçümüz dışında herkesin elinde ya bir kitap, ya bir gazete veya dergi vardı.”
