Kırın destilerinizi

Çölde yaşayan karı-koca, son derece fakîr bir hale gelirler. Karısının ısrarıyla adam, Bağdat’a gidip padi­şahtan yardım istemeye karar verir. “Bir hediyeyle huzura varmak daha iyi olur” diye düşünür. Kendilerince en değerli şey olan desti dolusu suyla padişahın huzu­runa varır. Padişahın yanındakiler bu destiyi görünce içlerinden gülerlerse de, hiç belli etmezler. Padişah, hediyeyi kabulle beraber, o destinin altınla doldurulmasını emreder. Misafirin, kayıkla Dicle nehrinden çöle bırakılmasını söyler. Çölden gelen misafir, sara­yın önünden akan muazzam nehri görünce hediyesinin mahiyetini anlar. Suyu getirdiği destiyi taşlara vurur, kırar.

Mevlana’nın anlattığı bu temsîlî hikâye, insanların yaptıkları iyiliklerin, ibadetlerin Allah’a fayda vermediğini çok güzel sembolize eder. “Ben şunu yaptım, bunu yaptım, şöyle ibadet ettim” gibi sözler ehl-i hakikatin dünyasına girmeyen şeylerdir. Onlar, yaptıkları ibadetlerle gururlanmazlar, “Bunlar beni kurtarır” demezler. Sadece ve sadece Allah’ın lütuf ve rahmetine güvenir­ler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir