1970 li yıllarda lise öğrencisi iken okulumuza resmi yazı gelmiş, artık “hocam” denilmeyecekmiş. Öğretmenlerimizden biri sınıfa geldiğinde bunu öğrencilere hatırlattı. “Çocuklar, bundan sonra bize ‘hocam’ demeyeceksiniz; ‘öğretmenim’ diyeceksiniz. Tamam mı?” dedi.
Sınıf, hep bir ağızdan cevap verdi: “Tamam hocam!”
Bir başka öğretmen, öğrencilere der: “Çocuklar, bundan sonra ‘şart’ kelimesi yerine ‘koşul’ diyeceksiniz.”
Öğrencilerden biri sorar: “Hocam böyle dememiz şart mı?”
Öğretmen cevap verir: “Tabi, şart!?”
Bir Edebiyat öğretmeni ilk defa girdiği bir sınıfta, edebiyat kelimesi yerine ‘yazın’ ifadesini kullanıp, “çocuklar ‘yazın’ derslerini beraber yapacağız” der.
Öğrencilerden biri dayanamayıp sorar: “Hocam, ‘kışın’ derslerini kiminle yapacağız..?”
Bunlar bir neslin dilinin nasıl tahrip edildiğinin acı hatıralarıdır. Bu tür menfi çalışmaların neticesinde, şimdiki neslin, elli yıl önce yazılan eserlerin dilini anlaması için bir yabancı dile çalışır gibi özel gayret sarf etmesi gerekmektedir.
1970 li yıllarda “öztürkçe” adı altında Türk dilini cüceleştirme faaliyetleri vardı. Dilimizde bulunan Arapça ve Farsça asıllı kelimeler atılmak isteniyor ve bunların yerine yenileri uyduruluyordu. O dönemde Türk Dil Kurumunun başına “Agop Dilaçar” isimli bir Ermeni getirilmiş; bu ve ekibi Türk Dilinin başına çok şeyler açmışlardı.
Dil uzmanları, dili bir ağaca benzetirler. Kelimeler, dil ağacının yaprakları gibidir. Dilin tarihi seyri içerisinde, bu kelime yapraklarından bir kısmı dökülür, yerine yenileri gelir. Ancak birisinin çıkıp ta sapasağlam yaprakları sopalarla silkelemesi, düşen yapraklar yerine naylon yapraklar asmaya çalışması, en hafif bir ifadeyle, o dile ihanettir. İşte “Agop” ve ekibinin yaptığı böylesi bir ihanettir, bir cinayettir.
Kelimelerin seçimi konusunda Kur’an’ın şu ikazı çok anlamlıdır:
“Ey iman edenler! ‘Raina’ demeyiniz. ‘Unzurna’ deyiniz.”
Aslında bu iki kelime, ‘bize bak, bizi gözet’ anlamındadır. Fakat Yahudiler Rasulullah ile konuşurken, nezaketli bir kelime olan “unzurna” demek yerine, yine aynı anlama gelen, fakat hakaret için de kullanılabilen “raina” demişlerdir.
Ayetin manasından mülhem olarak şunları söyleyebiliriz:
“Ey ehl-i iman! Hayatınız ehl-i küfre benzemediği gibi, kelimeleriniz de onlara benzemesin. ‘Tabiatın işi, doğa’nın eseri’ demeyiniz, ‘Allah’ın san’atı’ deyiniz. ‘İçgüdü’ demeyiniz, ‘ilham’ deyiniz. ‘Şeker Bayramı’ demeyiniz, ‘Ramazan Bayramı’ deyiniz. ‘Tanrı’ demeyiniz, ‘Allah’ deyiniz…”
