Ekrem, okul derslerinden âdeta bunalmıştı. Ardı ardına gelen imtihanlar kendisini hayli hırpalamıştı. “Bu hep böyle mi sürecek? Daima çile mi çekeceğiz?” diye kendi kendine sordu. O sırada gözü bahçedeki kedilere takıldı. Hoplayıp zıplıyorlar mutlu bir şekilde oynuyorlardı. Ağacın dalında bir serçe ise tatlı tatlı sesler çıkarıyordu.
O sırada babası içeriye girdi. Ekrem, derdini babasıyla paylaşmak istedi. “Baba dedi, keşke ben bir serçe veya bir kedi olsaydım.”
Babası şaşırmıştı, “niye böyle söylüyorsun yavrum?” diye sordu. Ekrem “şey dedi, onların imtihan sıkıntıları yok da…”
Babası durumu anlamıştı. “Bak yavrum dedi, onlar hep böyle hayvan olarak kalacaklar, ama insan hep çile çekmeyecek. Bu dünyada imtihan olacak, ama iyi çalışırsa cennette rahat edecek. Allah bizi en üst varlık olarak yaratmış, gel kısmetimize razı olalım, insan olmanın hakkını verelim.”
İnsan, Cenab-ı Hakkın en seçkin mahlûku, arzın halifesi, varlıkların sultanıdır. Mevlâna, insanın diğer varlıklardan farkına “tavuk altındaki yumurtadan çıkmış kaz yavruları” misaliyle dikkat çeker. Tavuğun altına kuluçkaya bırakılan kaz yumurtalarından çıkan yavrular, kendilerini tavuğun yavrusu zannetseler de, mahiyet itibariyle farklıdırlar. Tavuğun yavruları birkaç metre ancak uçabilirler. Onlar, yerde gezmeye mahkûmdurlar. Ancak, kaz yavruları hem yerde yürürler, hem denizde yüzerler, hem de havada uçarlar.
Tavuk yavrularına benzemeye çalışan kaz yavrularına, Mevlâna şöyle seslenir:
“Senin anan, hakikat deryasının kazıdır… Kalbindeki denize olan meyil ve tabiat, sana anandan gelmiştir…
Eğer dadı, seni sudan korkutursa, sen korkma ve deniz cihetine koş.
Sen hem kuruda, hem yaşta (yani, hem karada, hem denizde) yaşayabilirsin. Tavuk gibi, kokmuş kümesli değilsin.”
İnsanın ruhunda semavîlik vardır. Ayakları yerde dolaşırken, aklı, fikri, hayali semalarda gezer. Haram lezzetlere takılıp kalmak, semaya yükselişe büyük bir engeldir.
İnsan, en değerli ve seçkin varlık iken, pek çok insan bu mahiyetini bilmeden bu dünyadan geçip gitmiştir. Mevlâna, bunu şöyle ifade eder:
“Zavallı insan, kendisini layıkıyla tanıyamadı. Fazilet âleminden geldi. Lakin bu noksan âlemine düştü. İnsan kendini ucuza sattı. Atlastı; nefsini bir hırkaya yamadı gitti.”
Mevlana, insana gerçek değerini kazandıran cihete şöyle işaret eder:
“Ey kardeş! Sen fikirden ibaretsin. Ondan başka sende olan, kemik ve sinirdir.
Eğer düşüncen gül ise, sen bir gül bahçesisin. Diken düşünüyorsan, cehennem odunusun.”
