Bir tartışma öyküsü

1970 li yıllar ülkemizde sağ-sol çatışmalarının yaşandığı yıllar olmuştu. Bu yıllarda genelde yumruklar ve silahlar konuşmuş, fikirler ise susmuş veya susturulmuştur. Bununla beraber, zaman zaman hararetli fikir mücadeleleri de yaşanmıştır. İşte onlardan biri:

İlçelerimizden birinde bir grup dindar öğrenci, Çin solu görüşünü benimseyen DLB (Devrimci Liseliler Birliği) isimli derneğe giderler. Oradakiler kendilerinin eyleme karşı olduklarını, problemleri konuşarak halletmek istediklerini söyleyince, bu dindar öğrenciler onları kendi derneklerine davet ederler. Kendi derneklerinde her Cuma gecesi seminer olmaktadır.

O haftaki dini muhtevalı seminere DLB derneğinden on kadar kişi de katılır. Seminer sonrası komünizm hakkında kısa bir tartışma yaşanır. Dindar talebelerden biri, onların hangi komünist modeli esas aldıklarını sorar. DLB liler Çini model aldıklarını söyleyince şöyle devam eder:

Gazetelerde okuyoruz veya televizyonlarda görüyoruz, ‘falanca ressam resim sergisi açtı’ deniliyor. Siz de takdir edersiniz ki iyi resimleri olmayan biri sergi açamaz veya açsa rezil olur. Sizlerin anlatımına göre Çin âdeta bir cennet. Öyleyse niye kendini dış dünyaya açmıyor, niye kapalı bir kutu olarak devam ediyor? Demek ki gösterecek bir şeyi yok, demek ki kendine güvenemiyor!”

Bu mantıklı yorum DLB lilerce başka yöne çekilmek istense de, aklı ikna edici bir açıklama getiremezler. Kendileri de bunun farkındadır. “Vakit ilerledi, bu günlük bu kadarla yetinelim, haftaya bizim teşkilatta daha enine boyuna bu konuları konuşalım, tartışalım” derler, giderler.

Teklifleri kabul edilmiştir. Belirlenen tarihte bir grup dindar talebe DLB derneğine giderler. İçerisi tıklım tıklım doludur. Ancak tartışmacı misafirlere yer verilir, oturmaları sağlanır.

DLB başkanı tartışmanın oturum başkanı seçilir. Başkan, “bugün burada tartışmak için toplanmış bulunuyoruz, isterseniz önce konuları saptayalım” der. Her iki taraf konuları yazdırmaya başlar. Dindar öğrencilerden biri “insan nedir, insanın yaratılış gayesi nedir?” şeklinde bir konuyu da ilave ettirir. Diğer konular ise daha çok siyasi ve ideolojiktir.

DLB başkanı “arkadaşlar, konular belirlendi, hangisinden başlayalım?” diye sorar. Dindarlardan biri “madem insanız, madem yaratılmışız, önce kendimizden başlayalım, ‘insan nedir, insanın yaratılış gayesi nedir?’ konusunu ele alalım.”

Teklif kabul edilince her iki tarafa da söz hakkı verilir. DLB lilerden konu hakkında yorum gelmez. “Bu, sizin teklif ettiğiniz konulardan, önce siz başlayın” derler.

Bunun üzerine misafir gruptan bir zat ayağa kalkar, kırk dakika kadar konu hakkında değerlendirmelerde bulunur. Sözünü bitirdiğinde bir DLB li şu itirazı yapar:

Siz her şeyi tanrısal bir güçle açıklamak istiyorsunuz. Hâlbuki insan tabiata egemendir, kendi aklı ve gücü sayesinde her şeyi kendine itaat ettirir.”

Bu soruya cevap olarak şunlar gibi hususlar nazara verilir:

Güneş bize ısı ve ışık gönderiyor. Onu oraya yerleştiren biz miyiz?

Ay bize gece lambası görevi yapıyor. Onu her gün dünya etrafında döndüren biz miyiz?

Ağaçlar bize meyve, bitkiler de sebze getiriyor, bunları bu şekilde tanzim eden biz miyiz?

Bizden çok güçlü olan at, öküz ve deve gibi hayvanlar emrimizde çalışıyor. Onları itaat ettiren biz miyiz..?”

DLB liler bu sorulara “evet biziz” diyemezler. Bazı DLB liler “efendim bu dinî bir konudur, bunu geçelim, asıl konulara gelelim” derler. Ama o esnada içlerinden biri söz alır, şunları söyler:

Sizler bütün meselelerinizi dine dayandırıyor, dinden yola çıkarak çözümler üretmeye çalışıyorsunuz. Hâlbuki bizi geri bırakan dindir!”

Ardından başka bir DLB li söz ister, o da şunları söyler:

Arkadaşımın sözlerini teyit için bir olay anlatmak istiyorum: Bir ülkede zalim bir padişah varmış. Ülkenin durumu hiç de iç açıcı değilmiş. Halk neredeyse isyan etmek üzereymiş. Padişahın kırk tane de veziri varmış. Padişah onları toplantıya çağırıp ‘ne yapalım da saltanatı kurtaralım?’ demiş. Otuz dokuz vezir görüşlerini anlatmışlar, ama padişah beğenmemiş. Sıra kırkıncı vezire gelince ‘efendim demiş, her tarafta camiler açalım. Halk camilere dolsun, uyuşsun ve tembelleşsin. O zaman bize isyan etmeyi hayallerinden bile geçiremezler.’

Padişah ‘tamam demiş. Böyle yaparsak saltanatı kurtarırız.’

Ve böylece her tarafta camiler açtırmış, saltanatı kurtarmış.”

Bunu anlatan yerine oturunca dindar grubun başkanı söz hakkı alır ve aralarında şu konuşma geçer.

-Siz şu anda bize bir masal anlattınız değil mi?

-Ne münasebet, bir örnek verdim sadece.

-Masallar “bir varmış, bir yokmuş” diye başlar. Gerçi siz böyle başlamadınız, ama hep “mış’lı geçmiş zamanla” anlattınız. “Bir padişah varmış… Kırk veziri varmış…” dediniz. “Anlattıklarım masal değildir” diyorsanız size soruyorum: Bu padişah kimmiş? Olay hangi tarihte ve hangi ülkede olmuş? Bu kırk vezir kimlermiş..?”

DLB li muhatabın bu sorulara verebileceği tek cevap yoktur.

Bunun üzerine bir başka DLB li söz hakkı ister, “din ilerlemeye engeldir, bazı hocalar var, hala aya çıkıldığına inanmıyorlar, ‘Ay Allah’ın nurudur, oraya çıkılmaz’ diyorlar. Buna ne dersiniz” diye sorar.

Bunun üzerine dindar talebelerce İslam Dininin tarihi seyri kısaca anlatılır. Vahşi- bedevi bir topluluğun İslam ile nasıl devlet kurdukları, zamanın süper güçlerine nasıl galip geldikleri anlatılır. Avrupa’nın bin yıllık ortaçağ karanlığı döneminde İslam âleminin nasıl ilerde olduğu, hatta Avrupa’nın günümüz İspanyasında 700 yıl devam eden Endülüs Emevi Devleti sayesinde dinde reformu ve rönesansı gerçekleştirdikleri anlatılır.

Ay Allahın nurudur, oraya çıkılmaz” görüşü ise şöyle açıklanır:

Kur’anda güneşten ziya, aydan nur olarak bahis vardır. Âlimler bunun yorumunda şöyle demişlerdir: Ziya, bizzat ışığı olana, nur ise gelen ışığı yansıtana denir. Ayın ışığı yoktur, güneşten aldığını yansıtır. Bu yorum, günümüz bilimiyle de teyit edilmektedir.

Konular bu şekilde art arda açılınca artık diğer konulara sıra gelmez. Vakit gece yarısını bulmuştur. Dindar talebeler davalarını savunmanın mutluluğu içinde DLB den ayrılırlar…

Olay, ilçede hayli konuşulur. Hatta o gecenin hürmetine bir kısım DLB liler dine ve dini konulara ilgi duyarlar, içlerinden namaza başlayanlar da olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir