Yiğit İnsan

Uhud Harbinde Peygamber Efendimiz eline bir kılıç alır ve ashabına şöyle seslenir:

Bunun hakkını kim verecek?”

Hakkı nedir ya Rasulallah?” derler.

Hakkı kırılıncaya kadar düşmanla savaşmaktır.” buyurur.

Ebu Dücane “ben veririm Ya Rasulallah ” der. Kılıcı alır, çalımlı bir şekilde düşman saflarına doğru yürür. Hz. Peygamber, onun ardından şöyle söyler:

Bu yürüyüş Allahın sevmediği bir yürüyüştür. Ama savaş hali müstesna.”1

İşte, Hz. Ali’nin en önemli bir özelliği çok yiğit bir insan olmasıdır. Hz. Peygamber, Onun yiğitliğini şöyle anlatır:

Ali gibi yiğit, Zülfikar gibi de kılıç yoktur.”

O, elindeki “Zülfikar” isimli kılıcın hakkını vermiş, girdiği her savaşta düşmana korku salmıştır.

Mesela Onu Hayber Kalesinin fethinde en önde görürüz. Şöyle ki:

Hicretin yedinci yılında Hz. Peygamber İslam ordusuyla Hayber Kalesinin önüne geldi, kaleyi kuşattı. Ancak Hayber Yahudileri şiddetle direnmekte idiler. Kuşatma süresi uzamış, fetih bir türlü gerçekleşmemişti. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki Allah ve Rasûlü onu sever, o da Allah ve Rasûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir.”2

Diğer gün sancağı Hz. Ali’ye verdi. Hz. Peygamberin bu hadisi, O’na “Aliyy-i Murtaza” denilmesine sebep oldu.

Hz. Ali sancağı aldıktan sonra, “ya Rasulallah! Onlar Müslüman oluncaya kadar savaşacak mıyım?” diye sordu. Hz. Peygamber şöyle cevap verdi:

Vallahi, bir kişinin seninle hidayete ermesi, senin için sahralar dolusu kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”3

Hz. Ali, İslam ordusunun önünde kale önüne kadar geldi, Hayberlilerin en yiğit adamı Merhab’la teke tek dövüştü, elindeki Zülfikarla onu yere serdi. Milli kahramanlarının öldüğünü gören Yahudilerin cesareti büsbütün kırıldı, sonunda teslim olmak zorunda kaldılar.

Bu savaşta Hz. Ali’nin Hayber’in kale kapısını yerinden söküp kalkan gibi kullanması da dillere destan olmuştur. Rivayete göre, Hz. Ali kapıyı yere attığında, sekiz kişi yerinden kaldıramamıştır.4

1 İbnu Sa’d, Tabakat, III/101

2 Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 353

3 Müslim, Fadâil’is-Sahabe, 34

4 İbn Hişam, Sîre, III, 349-350

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir