Âl-i Beytin Temsilcisi

Hz. Peygamber şöyle bildirir:

Her peygamberin nesli kendindendir. Benim neslim ise, Ali’nin neslidir.”1

Peygamber Efendimizin üç erkek çocuğu olmuş, ama bunların her biri küçük yaşta vefat etmişti. Hz. Ali, Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma ile evlendi, Onun damadı oldu. Bu mübarek evlilikten Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dünyaya geldi, bunlar vasıtasıyla Peygamberimizin nesli her tarafa yayıldı. Bu mübarek nesilden gelenlere “Âl-i Beyt” denildi. “Ehl-i Beyt” de aynı manayı ifade eder.

Şu ayet, bir yönüyle Âl-i Beyt’e muhabbetle alâkalı olarak değerlendirilir:

“De ki: Yaptığım tebliğe karşı ben sizden yakınlık sevgisi dışında bir ücret istemiyorum.”2

Bir rivayette, ayet nazil olunca Hz. Peygambere “ya Rasulallah, sevmemiz vacip olan yakınların kimlerdir?” diye sorulur. Hz. Peygamber, “Ali, Fatıma ve oğulları” cevabını verir.3

İbnu Kesir, ayetin yorumunda şu manaya da dikkat çeker: “Bana yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa aramızda olan akrabalık sebebiyle eziyet etmeyin.”4

Fahreddin Razi, Hz. Peygamberden nakledilen “Ehl-i Beytim Nuh’un gemisine benzer, binen kurtulur” ve “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız hidayete erersiniz”5 rivayetlerini nazara verip şu yorumu yapar:

“Şimdi biz mükellefiyet denizindeyiz. Şüphe ve şehvet dalgaları bize çarpmaktadır. Denizde yol alan iki şeye muhtaçtır:

1-Sağlam bir gemi.

2-Işık saçan yıldızlar.”6

İşte, böyle bir gemiye binen ve yıldızlara bakarak yol alanların kurtulma ümidi fazla olur. Müslümanlar, Ehl-i Beyte muhabbet gemisine binmiş, sahabe yıldızlarına bakarak yol almaktadır.

Müslümanlar olarak her namazın teşehhüdünde onlara dua ederiz ve onları ciddi severiz. İnsanlarımız arasında “Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma, Zehra…” gibi isimler son derece yaygındır. Ayrıca, Ehl-i Beytle problem yaşayanların isimlerine de neredeyse hiç rastlanmaz.

İmam-ı Şafii bir beytinde şöyle der:

“Âl-i Muhammedi sevmek şayet Rafizilikse, bütün ins ve cin şahit olsun ki, ben Rafiziyim.”7

1 Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, Hadis no: 2630

2 Şûra, 23

3 Beydâvî, II, 362

4 İbn Kesir, VII, 187

5 Aclûnî, I, 132

6 Râzî, XXVII, 167

7 Alûsî, XXV, 32

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir