Şeytan, “haydi peşimden gelin, sizi uçuruma sürükleyeyim” demez, “gelin, sizi mutluluğa uçurayım” der. Kur’an, bu duruma şöyle dikkat çeker:
“De ki: Hiç biz Allah’ı bırakır da, bize ne fayda ne zarar veremeyecek nesnelere mi yalvarırız? Ve Allah bizi hidayetine kavuşturmuş iken gerisin geriye ardımıza mı döneriz? O kimse gibi ki, arzda şaşkın şaşkın dolaşırken kendini şeytanlar ayartıp uçuruma çekiyorlar. Beride ise arkadaşları var, ‘Bize gel’ diye onu doğru yola çağırıp duruyorlar…”1
Ayet, şeytanın adımlarına uyup İslam yolundan sapan kimsenin halini tasvir etmektedir. Müslümanlar onu çağırıyorlar, fakat o, bunlara iltifat etmiyor. Arapların cahiliyedeki inancına göre, sahrada yol alırken insana cin veya hayalet görülüp “Buradan gel” diye onu yönlendirir, uçuruma sürüklermiş.2
Temsili biraz açarak şöyle ifade edebiliriz: Sahrada yol alan bir kervan var. Kervandan biri ayrı kalıyor, yolunu kaybediyor. Nereye gideceğini bilemez durumda. Şaşkın şaşkın sağa sola bakınmakta, şuursuzca oraya buraya gitmekte. Arkadaşları bunu aramaya çıkıyorlar, uzaktan görüyorlar. Fakat o esnada, şeytanlar devreye giriyor, “Bu tarafa, bu tarafa gel” diye o şaşkını çağırıyorlar. Hâlbuki çağırdıkları yer uçurumdan başka bir şey değil. Onların çağırdığı tarafa gitse, helak olacak. Arkadaşları onun bir helakete doğru gittiğini görüp olanca güçleriyle “Bize gel” diye doğru yola davet ediyorlar.
İşte, vücut sahrasında yol alan ve ebedi saadete namzet olan beşer kervanında yolunu kaybedenler var. Şeytanlar ve şeytan fikirli insanlar, bu şaşkın kimseleri cehennem çukuruna çekmek için her türlü aldatma yollarını deniyorlar. Hak yolun yolcuları ise, bu mütehayyir insanları kurtarmak istiyorlar, hidayete çağırıyorlar.
1 En’am, 71.
2 Mahmûd Bin Ömer Zemahşeri, Keşşâf an Hakâikı Ğavâmizi’t-Tenzîl, (Tefsîru’l- Keşşâf) Dârul- Marife, Beyrût, ts., II, 28
