“Şeytan ve cinler, kâhin ve medyumlara bir şeyler getirdikleri gibi, Hz. Peygamber’e de bir şeyler getirmişler midir? Yani, vahye herhangi bir müdahaleleri olmuş mudur?” meselesi eskiden beri, zaman zaman gündeme gelen bir meseledir. Vahyin ilk muhatabı olan Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’e “kâhin, mecnun” iddialarında da, böyle bir yaklaşım söz konusudur. Yani, “zaman zaman bunları ona şeytan fısıldıyor” demektedirler.
Kur’an’ın şu ayeti, bu iddiada olanlara susturucu bir cevap niteliğindedir:
“Bu Kur’an’ı şeytanlar indirmedi. Bu onlara yakışmaz, ayrıca güçleri de yetmez. Onlar, vahyi işitmekten menedilmişlerdir.”1
Yani, böyle bir şey getirmek her şeyden önce şeytanların tabiatına aykırıdır. Tabiatında fesat ve saptırmak bulunan şeytanlar, elbette iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, insanlara hak yolu gösteren böyle bir eseri söyleyemezler. Hem sonra, farz-ı muhal olarak böyle bir şey yapmak isteseler bile, semadan meleklerle ve semavi mancınıklarla tardedilirler.
Şeytanların, Kur’an’ın vahyedilmesi esnasında dinlemekten menedilmelerinde şöyle bir incelik vardır:
Şayet şeytanlar onu dinleyebilselerdi, duyduklarını kâhinlere haber verirlerdi. Böylece “Muhammed’e gelen falan kâhine de geldi” denir ve vahye itimat sarsılırdı. Halbuki, “Gaybı bilen O’dur. Gaybını, razı olduğu elçiden başkasına bildirmez. Onun önünden ve arkasından gözeticiler salar”2 ayetinin belirttiği gibi, gaybdan Hz. Peygamber’e gelen mesajın gönderilmesi esnasında koruyucu melekler nezaret etmişlerdir.3
Meleklerin nezaret etmesinin bir hikmeti de, şeytanın Hz. Peygamber’e melek suretinde görülmeye çalışmaması içindir.4
İlâhî vahye şüphe vermek isteyen insî şeytanların, kendi şeytanlarından aldıkları “vahiyle”, zaman zaman gündeme getirdikleri bir mesele, “şeytan ayetleri” safsatası veya “Garanik olayı” dedikleri meseledir.
Bu iddialarına, şu ayetten delil getirmeye çalışırlar:
“Senden evvel hiçbir rasul ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiğinde şeytan onun bu temennisine bir vesvese karıştırmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın o vesvesesini giderir. Sonra da Allah, ayetlerini iyice sağlamlaştırır. Allah her şeyi bilen, her şeyi hikmetle yapandır.
(Allah’ın buna izin vermesi), kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri katılaşmış olanlara şeytanın verdiği vesveseyi bir imtihan yapmak içindir. Zalimler ise, gerçekten çok derin bir muhalefet içindedir.
Bir de, kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur’an’ın Rabbinden gelen hak bir kitap olduğunu bilsinler, ona iman etsinler ve kalplerinde ona karşı bir rahatlık meydana gelsin diye Allah buna izin verir. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola iletir.”5
Müfessir Zemahşerî, bu ayetin açıklamasında şu rivayete yer verir:
Hz. Peygamber’in kavmi ondan yüz çevirmiş, en yakınları bile onun getirdiklerine sahip çıkmamış, muhalefet etmişti. Rasulullah ise, onların yüz çevirmelerinden sıkılıyor, onların İslam’a girmelerini şiddetle arzu ediyordu. Bu yüzden, onların İslam’a meyletmelerine ve inatlarından vazgeçmelerine sebep olur ümidiyle, kendisine onları uzaklaştıracak bir şeyin inmemesini temenni etmişti. Kavminin içinde olduğu bir gün, böyle bir temenni halinde iken, Necm Suresi kendisine indi, onu okumaya başladı:
“Şimdi gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı ve üçüncüleri olan Menat’ı”6 ayetine geldiği vakit şeytan gönülden geçirmesine (ümniye) müdahale etti, vesvese verdi. Lisanı yanlışlıkla “İşte bunlar ulu ‘Garaniklerdir’ (kuğulardır). Onların şefaatleri ümit edilir” dedi. Rasulullah, böyle söylediğinin farkında değildi. Hemen ismet sıfatı yetişti ve farkına vardı. (Hz. Cebrail’in uyardığı da bir rivayet olarak nakledilmektedir). Veya bir başka rivayete göre, bu beyti şeytan söyledi. İnsanlar, bu beyti duydular. Surenin sonunda Hz. Peygamber secde edince, orada bulunan müşrikler de gönül hoşluğuyla secdeye gittiler.7
Din düşmanlarını “şeytan ayetleri” iddiasına sevk eden ve “Garanik” diye meşhur olan rivayet bundan ibaret.
Şimdi, bu rivayetin muhtevasını çeşitli yönlerden ele alalım:
1. İlâhî vahyi reddedenlerin, Kur’an’dan delil getirmeye çalışmaları açık bir çelişkidir.
2. Zemahşerî’nin bu rivayete yer vermesi, onu kabul ettiğini göstermez. Sırf bir haber olarak nakletmesi mümkündür.
3. Bu rivayet, ekser müfessirlerce sahih bulunmamış ve reddedilmiştir.
4. Necm suresinin okunması ve sonunda Müslümanlarla birlikte müşriklerin de secde ettiklerine dair haberler sahih hadis mecmualarına girdiği halde, garanik olayına ait olan cümle, bu haberlerde mevcut değildir.
Meselâ, Buharî’nin Sahih’inde, İbn-i Mes’ud’dan rivayetle şöyle anlatılmaktadır:
“Kendisinde secde ayeti indirilen ilk sure, Necm Suresi’dir. Bu sure nazil olduğunda, Rasulullah secdeye vardı. Orada bulunanlar da secde ettiler. Ancak bir adamın, yerden bir avuç toprak alıp ona secde ettiğini gördüm.”8
5. Zemahşerî’nin naklettiği rivayetlerden birinde, bu sözün şeytan tarafından söylendiği belirtilmiştir. Farz-ı muhal olarak garanik olayı diye bir şey olsa bile bu, Hz. Peygamber’in Kur’an okuyuşunu sabote etme tarzında bir müdahaledir. Nitekim günümüzde bir hatip konuşurken muarızları başka sloganlar atabilmektedirler.9
6. Yakut el-Hamevî, Mu’cemu’l-Büldan’ında Uzza’yı anlatırken, garanikten bahseden şiire yer verip, müşriklerin bu şiiri Kâbe’yi tavaf ederken söylediklerini belirtir.10 Öyleyse bu ifade, esas itibariyle Hz. Peygamber’e değil, müşriklere bir şeytanî ilkadan ibarettir.11
7. Böyle bir kıssanın batıl olduğuna, surenin başı açık bir şekilde delalet eder:
“Peygamber, kendi arzusundan konuşmaz. Ancak kendine vahyedileni söyler.”12
Serdedilen mütalaalardan anlaşıldığı üzere “Garanik olayı” diye meşhur edilmeye çalışılan rivayetin hiç bir cihetle, vahye şeytanın müdahalesi olduğuna delâleti yoktur. Ancak, din bir imtihandır. Ayette de, bunun bir fitne olduğu belirtilmiştir.13 Fitne ise, kelime olarak altın, gümüş gibi madenlerin sahte olup olmadıklarını belirlemek için, onları ateşe tutmayı ifade eder. Bu deney neticesinde, Ebu Bekir gibi elmas ruhlu olanlar, Ebu Cehil gibi kömür ruhlu olanlardan ayrılır.
1 Şuara, 210-212.
2 Cin, 26-27.
3 Ahmed Mustafâ Merağî, Tefsîru’l-Merâğî, Şirketu Mektebe, Mısır, 1953. XXIX, 107
4 Taberî, XXIX, 127
5 Hacc, 52-54
6 Necm, 19-20.
7 Zemahşerî, III, 164-165
8 Buharî, Tefsir, 53/4.
9 Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu, Yeni Ufuklar Neşriyat, ts. s. 217
10 Yakut Hamevî, Mu’cemu’l-Büldan, Matbaatu’s- Saade, Mısır, 1906, VI, 166
11 Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, VII, 4597
12 Necm, 3-4.
13 Hac, 53.
