Şeytanın en önemli ve en tehlikeli vesvesesi imani konularda olur. Bunu da daha çok hayal ile gerçeği birbirine karıştırmakla yapar.
Bir insan zaman zaman küfür ve şirki hayal edebilir. Mesela,
“Acaba birden fazla ilah olsa nasıl olurdu?”
“Ya ölümle her şey biterse, ahiret olmazsa?”
“Ya kader bizi bağlıyorsa…” gibi.
Ama bunları hayal etmek onları kabul etmek değildir.
İslam âlimleri, bu tür vesveselerin kökünü kazıyacak bir prensip olarak “küfrü hayal etmek küfür değildir” ölçüsünü nazara verirler. İnsan hayalen yemek yediğinde doymadığı veya hayalen servet kazanmakla zengin olmadığı gibi, küfrü hayal etmekle de kâfir olmaz.
Çünkü nasıl ki aynada görülen pislik, pis değildir, aynadaki yılan sureti ısırmaz ve ateşin timsali yakmaz. Öyle de, kalbin ve hayalin aynalarında kişinin rızası olmadan, istek dışı gelen pis, çirkin ve küfrî hatıralar zarar vermezler.1
Peygamber Efendimize şeytanın insana verdiği vesvese’den soruldu. Şöyle cevap verdi:
“İçinde bir şey bulunmayan bir eve hırsız girer mi? Bu, imanın ta kendisidir.”2
Peygamber Efendimizin bu cevabı, vesveseye müptela olanları rahatlatan bir esası ortaya koyar. Demek ki kalbe gelen ve kalbin rahatsızlık duyduğu vesveseler, imana zarar vermediği gibi, aslında imanın bir isbatıdır. Çünkü vesveseye maruz olan kişinin kalbi, bu vesveselerden rahatsızdır, yani o vesveseleri kabul etmemektedir. Bu da, onda var olan imanı gösterir.
1 Bkz. Nursi, Lem’alar, s. 73-74
2 Müslim, Îmân, 211.
