Feridüddin Attar, Mantıku’t-Tayr isimli eserinde şöyle bir temsil anlatır:
Hüdhüd isimli kuş, diğer kuşları Kaf Dağının ardındaki padişahın has sarayına, huzuruna davet eder. Kuşların bir kısmı sudan bahanelerle bu daveti reddeder. Diğerleri Hüdhüdün rehberliğinde yola koyulurlar. Sefer esnasında zaman zaman mola verilir. Bir kısım kuşlar mola verilen yerin güzelliğine dayanamayıp, daha ileri gitmek istemezler, “burası bize yeter” derler. Diğerleri yola devam ederler. Fakat yol uzundur. Uçsuz-bucaksız çöller aşılacak, engin deryalar geçilecektir. Kuşların büyük bir kısmının kondisyonu bu seferi tamamlamaya yetmez, yolda vefat ederler. Neticede otuz kuş seferi başarıyla bitirir, huzura kabul edilirler.1
Bu temsil bir cihetiyle insanlığın yüce Yaratıcı karşısındaki durumunu gösterir. Bu âlemi yaratan Cenab-ı Hak, gönderdiği elçilerle kendini tanıttırır, insanları huzuruna, cennetine davet eder. Pek çok insan bu davete icabet etmez. Edenlerin de büyük bir kısmı, kâmil manada hedefe varamaz.
Bilme iştiyakının insanı daima düşünmeye yönelttiği konulardan birincisi, Allah’ın varlığı meselesidir.2 İnsanlığın en büyük ihtilafı, Allah inancı etrafında cereyan eder. Ateist, materyalist, pozitivist düşünce mensupları doğrudan Allah’ı inkâr ederler. Yaratılmamış, fakat her şeyi yaratan yüce bir kudreti kabul etmek dar zihinlerine sığmadığından, ezeli bir âlem anlayışını ileri sürerler. Bunu yaparken, Allah’a vermekte zorlandıkları “ezeliyet” sıfatını her zerreye verdiklerini nedense göz ardı ederler. İnançtan kaçarken yine bir inancı kabulden kurtulamazlar.3 Hiçbir dini kabul etmezken, “dinsizlik dini” mensupları haline gelirler.
Âlemi yaratan, sonsuz kudrete sahip müteal (aşkın) bir varlık inancı yaygın olmakla beraber, insanların Allah’ı tanımaları farklı farklı olmuştur. Bu noktada, Kur’an’ın üç ayrı yerde bildirdiği şu hüküm kendini gösterir: “Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyamadılar.”4
Gerçekten de
-bir kısım melek ve cin gibi görülmeyen ruhanilere tapanlar;
-Firavun gibi zalimleri tanrı kabul edenler;
-Hz. İsa gibi bir büyük peygamberi ulûhiyetin bir rüknü sayanlar;
-inek gibi bir hayvanı mukaddes tanıyanlar;
-taş, ay, güneş gibi cisimlere ibadet edenler;
-kendi heva ve nefsini ilahlaştıranlar… elbette ve elbette Allah’ı tanıyamamışlar, o yolda bir mesafe kat edememişlerdir.
Matematiğin varlığını kabul etmek, matematik bilmek anlamına gelmediği gibi, Allah’ın varlığını kabul etmek, O’nu tanımak demek değildir. Bu noktadan hareketle, Allah’a inanan nice Müslümanın O’nu tanımakta henüz daha işin başında olduğunu söyleyebiliriz.
Bu genel giriş ifadelerinden sonra, konuyu biraz daha derinlemesine ele almak istiyoruz. Önce inkâr felsefesini değerlendirecek, ardından marifetullah (Allah’ı tanımak) hususunda bazı mühim noktalara dikkat çekeceğiz.
1Bkz. Feridüddin Attar, Mantıku’t- Tayr. Eser Abdülbaki Gölpınarlı tarafından iki cilt olarak Türkçeye tercüme edilmiştir. MEB. Yay. Ankara, 1990
2Günaltay, s. 31
3Günaltay, s. 36
4En’am, 91; Hacc, 74 ve Zümer, 67
