HRİSTİYANLIKTA DİN -İLİM ÇATIŞMASI

Hristiyanlık, menşei itibariyle İlâhi bir din olmakla beraber, zamanla beşeri bir din görünümü kendisine hâkim olmuştur. Mesela, Allah’ın kulu ve elçisi olan Hz. İsa, İznik Konsülünden sonra “Allah’ın oğlu” olarak kabul edilmiş ve daha bunun gibi dinde nice değişiklikler yapılmıştır. Dolayısıyla, böyle bir dinde, ilme ve akla aykırı şeylerin bulunması son derece doğal görülmelidir. Hristiyanlar, kilisenin dogmalarıyla çatışan ilmi gerçekleri savunanlara karşı, sırasıyla şu üç tavrı gösterirler:

1. ”Kutsal kitaba aykırı” derler.

2. Şayet susturamazlarsa “Akla aykırı” derler.

3. Bu da tutmazsa, uzlaşma sağlamaya (te’life) çalışırlar.1

390’da İskenderiye’de 400.000 cilt kitap, piskopos Thephilos’un emriyle yaktırılır. Bundan yirmi beş yıl sonra, ünlü astronom Theon’un kızı matematikçi Hypatia (ö. 415), başpiskopos Kyril’in, kışkırtmasıyla İskenderiye’de halk tarafından parçalanır.2

İngiliz yazarların, “Rönesans’tan önce Rönesans açan bir bilgin” diye nitelendirdikleri Roger Bacon (13. yy) skolastiğe ilk darbeyi vuranlardandır. Bir gün Oxford’da bir iki ufak bilimsel deney yapmaya kalkışınca, bütün Oxford, hocalarıyla ve öğrencileriyle ayaklanır. Papazlar, keşişler, öğrenciler, Oxford’un sokaklarında cübbelerini sallaya sallaya “gebersin sihirbaz” feryatlarıyla dolaşırlar… Hasımları onun hakkında, “Roger Bacon Müslüman oldu” diye bağırmaktadır.

Ve neticede Bacon sürgüne gönderilir. 15 yıl hapiste kalır.3

Occam’lı William (ö. 1347), felsefede “Occam’lı William usturası” adı verilen tenkitleriyle meşhur bir düşünür. Lüzumsuz pek çok kavrama savaş açar. Dersleri kiliseyi rahatsız ettiğinden, 1473’de Paris Üniversitesi, onun görüşlerinin okutulmasını yasaklar.4

Ortaçağ Hristiyanları kuyruklu yıldızı genelde “bir musibet ve felaket belirtisi” olarak görürler. Bu inançlarını da kutsal kitabın “belirtiler ve mucizeler” deyimine dayandırırlar. Hatta İstanbul’un Türkler tarafından fethi sonrası, Hristiyanlar dualarına şunu eklerler: “Ya Rabbi, bizi kuyruklu yıldızdan ve Türklerden kurtar.”5

Andrea Vesalius (ö. 1564) ve yolundan gidenler, “Havva’nın Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması yüzünden erkeklerin bir kaburga kemiği eksik olduğu,” şeklindeki iddiayı çürütünce, kilise ayağa kalkar. Vesalius, terk-i dâr ve diyara mecbur kalır.6

Ortaçağda dünyanın yuvarlaklığı ile ilgili çalışmalar ortaya konulunca, kilise babaları bunu bir türlü kabul etmek istemezler. Hatta Saint Augustin, dünyanın yuvarlaklığını alay konusu bile yapar, “dünyanın alt tarafındaki insanların nasıl ayakta durabileceklerini” sorar.7

Tarih boyunca “Nice ışık saçanlar yangın çıkartmakla suçlanmışlardır.”8 İşte, onlardan biri olan Galile, yaptığı araştırmalarla Batlamyus nazariyesini çürütür. Merkezde dünya değil güneşin olduğunu, güneşin dünya etrafında değil, dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyler. Onun bu fikirleri, kilisenin hoşuna gitmediğinden Galile’yi Engisizyon Mahkemesine sevkederler. Mahkeme şu kararı alır:

Güneşin evrenin merkezi olduğu, güneşin yerini değiştirmediğini, hareket etmediğini ileri süren tez, abestir. Felsefe bakımından yanlıştır ve kesin olarak dinsizliğe götürücüdür. Çünkü Kutsal Kitaba açıkça aykırıdır. Dünyanın evrenin merkezi olmadığına ve hareket ettiğine ilişkin tez abestir. Felsefe açısından yanlıştır ve iman bakımından insanı yanılgıya sürükler.9

Galile, tövbekârlara özgü giysi ile mahkemeye getirilir. Kendisinin bilimsel başarıları, keşifleri hep birer suç sayıldıktan sonra, tevbe etmediği takdirde çok ağır bir cezaya çarptırılacağı bildirilir. Yetmiş yaşındaki Galile, dizleri üzerine çökerek ve bir elini İncil’e basarak keşiflerini -mahkeme tarafından düzenlenen bir istiğfarname ile- birer birer inkâr ve bunlardan ileri gelen günahlardan tevbe ve istiğfar eder. Buna rağmen hapsedilir. Üç yıl haftada bir kere “Yedi Tevbe” mezmurunu okumaya mahkûm edilir. “Dialog” adındaki kitabı yasaklanır. Daha sonra, evinde göz hapsinde tutulmak üzere sürgüne gönderilir. 1637’de gözleri görmez hale geldiğinde, âdeta kendisiyle alay edercesine “dostlarını görmeye” izin verilir.10 Bu büyük mütefekkir, ancak asrımızda beraat eder.

Aynı dönemin renkli simalarından biri de Giordino Bruno’dur (ö. 1600). Bu İtalyan düşünürü, düşündüğünü coşku ile anlatan cesur bir insandır. Ulaştığı ilmi gerçekler kilisenin nass’larıyla çatışınca, o da Engizisyona verilir. Düşüncelerini geri alması istenir. Kabul etmeyince, ölüme mahkûm edilir. Ölüm fermanını bildiren yargıca şöyle der: “Ölümümü bildirirken, siz benden çok korkuyorsunuz.”11

Kandan nefret eden(!) kilise, Bruno’ya idam cezasını “kan akıtmadan” kaydıyla vermiştir. Gerçekten de kan akıtmazlar, meydanda yakarak idam ederler.12

1876 tarihinde “Conflict between Religion and Science” adıyla yazdığı bir kitapta, Dr. Draper bu cinayeti anlattıktan sonra şöyle der: “Kilisenin bu cinayetinin kefareti olmak üzere, ihtimal ki Roma’da Saint Pierre Kilisesinin ortasında Bruno’nun heykeli dikileceği gün yaklaşmaktadır.”

Draper’in bu kehaneti 20 yıl sonra kısmen gerçekleşir. 1894’de Saint Pierre kilisenin ortasında değilse bile, Roma’da yakıldığı meydanda Bruno’nun heykeli dikilir.13

Aslında tarihte en çok kan döken kurumlardan olan Katolik kilisesi, “kilise kan dökmekten nefret eder” ilkesinden hareketle, ölülerin teşrihini (anatomiyi) önleyen bir karar alır.14

Aragon’lu Michel Servetus, “Ken’an ilinin süt ve bal akan bir ülke değil, kurak ve çorak bir yer” olduğunu söyleyince, bunu kutsal kitaba aykırı bulan Calvin tarafından “hafif ateş üzerinde pişirilerek yakılma” cezasına çarptırılır.15

Hâlbuki Calvin, reformculardan biridir ve kilisenin bir takım yanlışlarına feveran etmiş, karşı gelmiş ve yeni bir akım başlatmış bir liderdir. Reformla akla kapı aralanmakla beraber, bütünüyle açılmadığı görülmektedir. Eskiyi kötüleyerek gelenler, eskilerin hatalarına düşmekten kurtulamamışlardır. Adeta “Kral öldü, yaşasın yeni kral” prensibiyle hareket edilmiştir.

Kilisenin bu tür yanlışlarına karşı, her tarafta kıpırdanmalar başlar. Martin Luther (ö. 1546), 1521’de Wittemberg kilisesi kapısına papanın buyruklarına karşı 95 tezi içini alan bildirisini yapıştırarak, reform hareketlerini başlatır. Bu hareketin temeli, papa ve kilisenin emirlerinin değil, sadece kutsal kitabın bildirdiklerinin yürürlükte olacağını savunmaktan ibarettir.16

Deist düşünürlerden İngiliz John Toland’a göre, “asıl Hristiyanlık papazların elinden ve kafasından çıkan Hristiyanlıktan başkadır ve gerçek Hristiyanlık, Hz. İsa’nın inancından ibarettir.” Kilise, Toland’ın bu düşüncelerine karşı hücuma geçer. Öyle ki, kiliselerde Hz. İsa’dan ziyade Toland’dan bahsedilmeye başlanır. Sonunda kitabı yakılır. İrlanda Parlamentosu üyelerinden biri, yazarın da yakılmasını ister.17

1Adıvar, s. 189-191

2Adıvar, s. 71

3Adıvar, s. 104-106

4Adıvar, s. 106

5Adıvar, s. 173. Hz. Peygamberin oğlu küçük İbrahim vefat eder. Defni esnasında güneş tutulur. İnsanlar şaşkınlıkla İbrahim için güneş tutulduğunu söylediklerinde, Rasulullah şöyle der: “Güneş ve ay Allah’ın iki ayetidir. Kimsenin ne ölümü ne de doğumu için tutulmazlar.” Bkz. Buhari, Libas, 3, Küsuf, 1-2; Müslim, Küsuf, 1-3; Ebu Davud, İstiska, 3. Durum böyleyken bugün ay ve güneş tutulmalarında bazı Müslüman kişilerin teneke çalmaları, havaya ateş etmeleri, tamamen bidattir, dinle hiçbir ilgisi yoktur.

6Adıvar, s. 117.

7Adıvar, s. 111

8Şimşek, Özdeyişler, s. 26

9Adıvar, .s 135

10Adıvar, s. 136

11Adıvar, s. 127; Gökberk, s. 229

12Adıvar, s. 127

13Adıvar, s. 127

14Adıvar, s. 116

15Bkz. Adıvar, s. 111-112

16Adıvar, s. 109

17Adıvar, s. 224-225

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir