Bu kısmı bitirirken…

Bediüzzaman’ın eserlerinden hareketle yapmış olduğumuz gayb yolculuğunun sonuna geldik. Bu eserlerde yer alan ifadelerle, gayb âlemini daha yakından tanımaya çalıştık. Maziye döndük, istikbale uzandık. Kendimizde bulunan gaybın anahtarlarının farkına vardık. Velilerin dünyasına baktık. Kâinatta tesadüfün olmadığını gördük. Risale-i Nur’da yer alan geleceğe yönelik haberleri dinledik. Pek anlamasak da, “cifir” diye gizli ve sırlı bir ilmin varlığından haberdar olduk…

Gaybla ilgili konuların art arda işlenmesinden, bazılarımızda “acaba Bediüzzaman, insan ötesi bir varlık mıdır?” gibi bir istifham meydana gelebilir. -Haşa-, elbette O da bir insandır, içimizden biridir. Hz. Peygamberin ümmeti içinde ilim ve cihadıyla öne çıkmış bir âlimdir. Ama akıl ve kalbini, gayba yönelik hislerini geliştirmiş bir insandır.

Aslında, O’nda ve emsalinde olanlar, bizde de birer ukde ve çekirdek olarak mevcuttur. Günde beş saat futbolla meşgul birinin, gece rüyasında topla meşgul olması ne kadar makul ise; günde ortalama dört saat uyuyup, çok az gıdayla idare eden ve geriye kalan bütün vaktinde Kur’an ve Kur’an’la ilgili eserlerle meşgul olan birinin, böyle sırlara mazhariyeti o derece makuldür. Benzeri bir meşguliyete girdiğimizde, izafî gayb perdeleri tedricen bizden de kalkacaktır. Aklımız kevnî sırlara, kalbimiz gaybî manalara hassas bir alıcı haline gelecektir.

Tamamen maddiyata dalan, bütünüyle bedenine çalışan kimselerin, “neden bu sırlar bize açılmıyor?” demeye hakları yoktur. Onlar, arzın çekim kuvvetinden kurtulamamışlardır ki, kendilerine semanın kapıları açılsın. Samimiyetle her kim ne isterse, Allah verir. Dünyayı isteyen dünyadan bir nasip alır. Ahireti isteyen de onu elde eder. Kevnî sırlara dalmak isteyenlere evrenin sırları açılır. Kur’anî sırlara ermek isteyenlere de gaybın kilitli kapıları açılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir