İnsanın en fazla daraldığı an, hiç şüphesiz ölüm anıdır. O anda, dünya hayatının geçiciliği bütün açıklığıyla hissedilir. O anda, boşa geçen bir ömür için en büyük pişmanlık duyulur. Kur’anın bildirdiğine göre, o anda insan şöyle diyecek:
رَبِّ ارْجِعُونِۙ لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ
“Ya Rabbi, beni döndürün. Ta ki, (dünyada iken) terk ettiğim salih işler yapayım.”1
Ama ne fayda. Bu, kabul olmayacak bir dua… Artık geriye dönüş yok. Dünya, hatasıyla savabıyla geride kaldı. Artık imtihan bitti.
İşte, o ölüm anı gelmeden ne yapılacaksa yapmak gerek. Bunun da yolu, şu iki hadiste bildirilen ölçüyle yaşamaktan geçer:
“Ölmeden evvel ölünüz.”2
“Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz!”3
Cenab-ı Hak, bu meselede şu uyarıyı yapar:
وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ
رَبِّ لَوْلآَ اَخَّرْتَن۪ٓى اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
“Sizden birine ölüp gelip te, ‘Rabbim, beni yakın bir müddete kadar geciktirsen de sadaka versem, salihlerden olsam’ demesinden önce size verdiklerimizden infak edin!”4
1 Mü’minun, 99-100
2 Acluni, Keşfu’l-Hafa, II, 291
3 Tirmizi, Kıyame, 2
4 Münafikun, 10
