İnsan, yaratılışı gereği inanma ve dua etme ihtiyacı duyar. Tabiatında sularda yüzmek olan ördek yavrusu, daha dünyaya gelir gelmez yüzecek su arar. Temiz sular bulamadığında çamurlu su birikintilerinde oyalanır. Onun gibi, fıtraten Allah’ı arayan ve O’na dua etme ihtiyacı hisseden insan, Allah’ı bulamadığında bu ihtiyacını başka şeylerle karşılamaya çalışır. Ya Mekke müşrikleri gibi putlara, ya Hz. İbrahim’in kavmi gibi gök cisimlerine, ya Hindular gibi ineğe, ya Budistler gibi heykele… tapar, onlardan medet umar.
Allahtan başkasına tapan ve onlardan medet umanlar hakkında Kur’an şöyle der:
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لاَ يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ
اِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلاَّ ف۪ى ضَلاَلٍ
“Hak dua, ancak Allah’a yapılandır. Ondan başka çağırdıkları şeyler, hiçbir şekilde onların isteklerini karşılayamaz. Onların hali, kuyu başında durup da, ağzına su gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimseye benzer. Hâlbuki o su onun ağzına gelecek değildir. Kâfirlerin yalvarışı da böyle boşadır.”1
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ
“Allahtan başka çağırıp dua ettikleri hiçbir şey yaratamazlar. Esasen, kendileri yaratılmış şeylerdir.”2
قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ
اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ
“De ki: Söyleyin bakayım, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp taptıklarınız O’nun verdiği zararı giderebilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, O’nun rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Allah bana kâfidir.”3
Putu, heykeli, ineği… ilah kabul edip onlardan fayda beklemek, aslında aklın kabul edeceği bir şey değildir. Kur’an ayetlerinde onların hezeyanlarına sıkça yer verilir. Mesela Hz. İbrahim, putlara tapan kavmine sorar:
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ “Taptığınız şeyler, dua ettiğinizde sizi işitirler mi?
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ Size fayda veya zarar verebilirler mi?
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ Onlar dediler: Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.”4
Dikkat edilirse, bu kimseler körü körüne taklit ile batıl yolda gitmektedir. Selim bir akılla düşünüp de böyle bir sonuca ulaşmış değillerdir.
Hâlbuki insan, kendi vicdanına müracaat etse, vicdanının daima Allah’a yönelik olduğunu görecektir. Özellikle, Allah’ın bir sanat galerisi hükmündeki tabiatta dolaşırken, dağlardaki heybet, uzaydaki haşmet, çiçeklerdeki rahmet onu âdeta kendinden geçirecek, şöyle demeye sevk edecektir:
Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana hizmetkârım ve Seni arıyorum.5
Böyle diyecek ve şu koca dünya hanında yalnızlıktan, kimsesizlikten, başıboşluktan kurtulacak, hayatın manasını ve tadını yakalayacaktır.
1 Ra’d, 14
2 Nahl, 20
3 Zümer, 38
4 Şuara, 72-73
5 Bkz. Nursi, Sözler, s. 35
