Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
اُدْعُون۪ٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ “Bana dua edin, size icabet edeyim.”1
Ayeti okuyan bazı insanların zihninde şöyle bir soru meydana gelebilir: Pek çok defa dua ettiğimiz halde duamız kabul olmuyor. Hâlbuki ayet, genel bir ifadeyle her duaya cevap olduğunu söylüyor.
Said Nursi, böyle bir soruyu şöyle cevaplandırır:
“Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var. Fakat kabul etmek, hem aynı matlubu vermek Cenab-ı Hakkın hikmetine tabidir.”2
Her dua Allah’a bir dilekçedir. Bu dilekçeler mutlaka Allah’a ulaşır ve mutlaka cevap verilir. Dilekçenin reddedilişi de bir cevaptır. Hasta, doktora “şu ilacı istiyorum” diyebilir. Ama doktor illa o ilacı vermek zorunda değildir. Doktor, hastanın durumuna uygun olanı verir.
Yaptığımız dualar,
-Ya aynen kabul edilir,
-Ya daha güzeliyle kabul edilir,
-Ya bize zararlı olduğundan reddedilir,
-Veya ahiretimiz için kabul edilir.
Mesela, ömrünü kiralık evlerde geçiren bir aile, elbette ev sahibi olmayı ister. Onların bu duasının dünyada eseri görülmezse “duaları kabul olmadı” demeye hakkımız yoktur. Çünkü cennetteki köşk ve sarayları onları beklemektedir.
1 Mü’min, 60
2 Nursi, Sözler, Envar Neşriyat, İst. 2002, s. 316
