İlimde Kökleşmiş Olanların Duası

Kur’an-ı Kerimin bazı ayetlerinin manaları açıktır, bunlara “muhkem ayetler” denir. Bazı ayetlerin manaları ise çeşitli yorumlara müsaittir, bunlara da “müteşabih ayetler” denir.

Cahil cesur olur” hükmünce, ilimden nasibi az bazı kimseler müteşabih ayetleri heva ve heveslerine göre yorumlamaya çalışırlar. Hâlbuki bir eczacının ilaç yaparken gösterdiği titizlikten çok daha fazlası, dini meselelerde gösterilmesi gerekir. Çünkü eczacı terkipte hata etse, o ilacı kullananlar dünya hayatında zarar görürler. Fakat dini meselelerde yapılan hatalar, insanın ebedi hayatını tehdit eder.

İlimde derya olan, derinlemesine vukufiyet sahibi kimseler ise, müteşabih ayetler konusunda ihtiyatlı yaklaşırlar, rastgele hüküm vermezler. Kur’an, bu kimseleri “Er-Rasihune fi’l ilm: ilimde kökleşmiş kimseler” şeklinde bize takdim eder ve onların şu duasını model olarak sunar:

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟

Ey Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize bir rahmet ver. Şüphesiz Sen Vehhap’sın.

Ey Rabbimiz, şüphesiz Sen, geleceğinde hiçbir şüphenin olmadığı bir günde insanları toplayacaksın. Allah, gerçekten de va’dinde hulfetmez.”1

İlimde kökleşmiş bu zatlar, kendi arzu ve isteklerini din şeklinde göstermezler. Kur’anın ne dediğini anlamak isterler. Yoksa kendilerinde teşekkül eden bir kısım düşüncelere Kur’andan destek bulmaya çalışmazlar. Kitaba uymayanların “kitabına uydurmaya çalışmaları” gibi alçakça yollara tevessül etmezler.

Onlar, hak ve hakikate uyarlar. Kalplerinin haktan batıla meyletmesinden Allah’a sığınırlar. Çünkü bilirler ki insanın kalbi her an bir halden başka bir hale değişmektedir.

İnsan, hayatının bir bölümünde istikamet üzere olabilir. Fakat mühim olan akıbettir. Bazen da öyle olur ki, kişi “fayda veriyorum” zannıyla zarar verebilir. İşte, zahirden hakikate geçen, kabuktan özü bulan bu zatlar, böyle hallerden Allah’a sığınırlar, O’nun rahmetini talep ederler.

İlimde kökleşmiş bu zatlar “Şüphesiz Sen Vehhap’sın” derken şunu söylemiş oluyorlar:

Allahım, Senden istemiş olduğum bu şey, bana nispetle büyük bir şeydir. Lakin Senin sonsuz keremine, nihayetsiz rahmetine nispetle küçük bir şeydir.”

Bu zatlar, dualarının sonunda ahireti söylemekle, taleplerinin dünyevi değil, uhrevi olduğunu belirtmiş oluyorlar. Çünkü dünyanın zevk ve lezzetleri geçicidir. Ahiretteki saltanat ise, hiç bitmeyecektir.

1 Âl-i İmran, 8-9

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir