İnsan, mükerrem, seçkin bir varlıktır. Yüce Allah onu en güzel rızıklarla beslemekte, bir takım canlı- cansız şeylerle onu karada ve denizde taşıtmaktadır.
Bir ayette şöyle bildirilir:
“O Allah ki, her şeyi çift yarattı. Sizin için gemi ve hayvanlardan üzerlerine bineceğiniz şeyler yarattı. Ta ki, onların sırtına yerleşip rahat bir şekilde oturduğunuzda Rabbinizin nimetini hatırlayıp şöyle diyesiniz:
سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
Bunu bizim emrimize veren Allah’ı tenzih ederiz. Biz bunlara güç yetiremezdik. Şüphesiz Rabbimize döneceğiz.”1
At, deve gibi büyükbaş hayvanların ve gemi, otomobil gibi vasıtaların insanın emrine verilmesi, onun yeryüzünde halife oluşunun alametlerindendir. Meyvelerin letafetine dikkat eden, onların yenilmek üzere yaratıldıklarını bilir. Öyle de, ata dikkat edildiğinde binilmek için yaratıldığı kolayca görülür.
Gemi de bir başka at. Deniz, koca bir sahra, rüzgâr da kamçı. Yelkenli gemiler bu kamçıyla yol almışlar, binlerce yıl insanlığa hizmet etmişler.
Tefekkür mesleğinde ilerleyen birisi, dünyamızı da muhteşem bir binek olarak tasavvur edebilir. Bu dünya gemisi saatte 108.000 km. gibi muhteşem bir hızla, üzerindekileri feza denizinde gezdirmektedir. Öyle ki, bu seyahati esnasında her gün yüz binlercesini kabir istasyonunda indirmekte, bir o kadarını, hatta biraz daha fazlasını ana rahimlerinden bindirmektedir.
1 Zuhruf, 13-14
