1- Allah, gizli açık her şeyi bilir, hatta kalplerin derinlerinden geçen şeylerden de haberdardır.
Hatta din büyüklerinden şöyle dua edenler de olmuştur:
عِلْمُكِ بِحَالِي يغْنِينِي عَنْ سُؤَالِي
(Allahım), benim halimi bilmen, senden bir şey istememe ihtiyaç bırakmıyor.1
Bu durumda, dua ile Allah’a halimizi arz etmeye ne lüzum var?
Merhum Hamdi Yazır, böyle bir soruya şu cevabı verir:
“Duadan maksat i’lam değil, izhar-ı ubudiyettir.”2
Yani, insan dua ettiğinde, -haşa- Allah’ın bilmediği bir şeyi bildirmez, ancak halini arz edip kulluk vazifesini yerine getirir.
2- İnsanın Allah katında elde edebileceği en yüksek makamlardan biri “rıza makamıdır.” Yani, Allahtan gelen her şeye razı olmaktır.
“Hoştur bana Senden gelen,
Ya gonca gül, ya da diken.
Ya hil’atu ya da kefen,
Narın da hoş, nurun da hoş”
diyebilmektir. Hal böyle iken, kişinin dua ile Allahtan bir şeyler istemesi, böyle bir makama aykırı düşmez mi?
Hayır, asla! Değil aykırı düşmek, aksine rıza makamı dua etmeyi gerektirir. Çünkü
-Dua bir ibadettir. Dua eden, Allah’ın emrini yerine getirmiş olur.
-Rıza makamının zirvelerinde yer alan peygamberler Allaha devamlı dua etmişlerdir.
-Keza, Allah’ın veli kulları, dua etmemekle değil, dualarının makbuliyeti ile bilinmiş, tanınmışlardır.
1 Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî, Mecmûʿatü’l-Ahzâb, Sezgin Neşriyat I, 539
2 Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I, 665
