Kur’an-ı Kerimde kendisinden en çok bahsedilen peygamberlerden biri Hz. İbrahim’dir. Hz. İbrahim, bir duasında şöyle der:
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ
وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ
وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ
وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ
اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ
“Ya Rabbi, bana hikmet ver ve beni salih kullarına kat.
Sonra gelenler içinde bana hayırla anılmak nasip et.
Beni Naim Cennetinin varislerinden kıl.
Babamı da bağışla. Çünkü o yoldan çıkanlardan.
İnsanların diriltilecekleri günde beni mahcup etme.
Öyle bir gün ki, o gün ne mal bir fayda verir, ne de evlat.
Ancak kim selim bir kalple Allah’a gelirse o kurtulur.”1
Babası puta tapan, hatta put yapıp satan birisiydi. Hz. İbrahim, babasına da Allah’ın dinini tebliğ ediyor, onun için Allaha yalvarıyordu. Fakat vahiyle kendisine babasının Allah düşmanı olduğu bildirilince, babasına mağfiret talebine son verdi.2
İnsanlık Hz. Âdemden beri iki ekol haline akıp gitmektedir. Bir tarafta peygamber yolunda giden, iyi işler yapan ebrar güruhu. Öbür tarafta şeytanın peşine takılan, daima günah işleyen füccar güruhu.
İşte Hz. İbrahim bu duasında önce kendisi için ilim ve hikmet istiyor, ardından birinci güruhtan eylemesini Cenab-ı Hak’tan diliyor. Akabinde, sonraki nesiller tarafından hayırla yâd edilmeyi talep ediyor.
İnsan için en büyük mutluluk vesilelerinden biri, ölümünden sonra hürmet ve rahmetle anılmasıdır. Hz. İbrahim’in bu duası kabul olmuştur. Günümüzde bütün semavi din mensupları O’nu saygıyla anarlar. Bizde İbrahim, Yahudi ve Hristiyanlarda “Abraham” ismi hayli yaygındır.
Bizler namazlarımızdaki teşehhütte salli ve barik duaları okur, şöyle deriz:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
“Allahım, İbrahim’e ve O’nun nesline rahmet ettiğin gibi, Muhammed ve nesline de rahmet et.”
اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
“Allahım, İbrahim’i ve O’nun neslini mübarek kıldığın gibi, Muhammed ve neslini de mübarek kıl.”
İnsanların hürmetle anması tek başına yeterli değildir. Onun için Hz. İbrahim hemen ardından Naim Cennetini istedi. Tarihe mal olmuş nice insan sonraki nesillerce hürmetle yâd edilmelerine rağmen, salih amelleri olmadığından bu hürmetle anılmak onları kurtarmayacaktır.
Hz. İbrahim daha sonra babasının halini arz edip onun için bağışlanma talebinde bulundu. Ama kişi bizzat İlahî hidayete talip olmazsa, bir peygamber duası bile onu kurtarmaya yetmez. Hz. Nuh’un oğlunda bu böyle olduğu gibi, Hz. İbrahim’in babasında da böyle tecelli etti.
Son olarak Hz. İbrahim hesap gününde mahcup olmamayı istedi. Şüphesiz o şanlı nebi o gün mahcup olmayacak. Fakat nice insan o gün zelil ve perişan olacak. Küfür yolunda gidenlerin akıbeti zaten belli. Ama iman yolunda giden nice kimse, o dehşetli günde çok sıkılacak, mahcup olacak. Sözgelimi, kendi iman ve Kur’an hakikatlerine kavuşmuşken etrafına neşretmek için gayret göstermemişse “tuh o asrın gayretsiz adamlarına” denildiğinde o da hissesini alacak.
Mekke İçin Duası
Hz. İbrahim, hanımı Hacer ve oğlu küçük İsmail’le bugünkü Mekke’nin olduğu yere gelir. O gün için Mekke, ıssız, sessiz, insanların yaşamadığı bir yerdir. Burada bulunan yeryüzündeki ilk mabet Kâbe, zamanla yıkılmış, sadece temelleri kalmıştı.
Hz. İbrahim, eşi ve çocuğunu buraya bırakır, ayrılır. “Bu ıssız vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” Hz. İbrahim, cevap vermeden yoluna devam eder. Hanımı art arda aynı soruyu sorup cevap alamayınca “Bunu yoksa Allah mı sana emretti” der. Hz. İbrahim “evet” deyince rahatlar, “Öyleyse Allah bizi korur, sen git, bizi düşünme!” der.3
Hz. İbrahim, ayrılırken şu duayı yapar:
رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ
“Ya Rabbi, burayı emin bir belde kıl. Buranın sakinlerinden Allah’a ve ahiret gününe inananları rızıklandır.”4
Hz. İbrahim’in Mekke ve ahalisi hakkında daha uzun bir duası ise şöyledir:
رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ
رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ
وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ
رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ
وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ
وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ
رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ
رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟
“Ya Rabbi, bu beldeyi emin belde kıl. Beni ve evlatlarımı putlara tapmaktan koru.
Ya Rabbi, o putlar pek çok insanı yoldan çıkardı. Artık kim bana tabi olursa, o bendendir. Kim de bana isyan ederse, Ya Rabbi Sen Ğafur ve Rahimsin (bağışlar, merhamet edersin).
Ya Rabbi, ben neslimden bir kısmını Senin hürmetli evinin (Kâbe’nin) yanında, bir şey bitmeyen bir vadiye yerleştirdim. Ya Rabbi, namazı dosdoğru kılmaları için böyle yaptım. Artık insanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir. Onları çeşitli rızıklarla rızıklandır, olur ki şükrederler.
Ya Rabbi, şüphe yok ki Sen, bizim gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz her şeyi bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
İhtiyarlık halimde bana İsmail ve İshak’ı veren Allaha hamdolsun. Şüphesiz Rabbim duayı hakkıyla işitendir.
Ya Rabbi, beni namaz kılan biri eyle, neslimi de. Ya Rabbi, duamı kabul et.
Ya Rabbi, hesabın görüleceği günde beni, ana ve babamı, bütün mü’minleri bağışla.”5
Hz. İbrahim’in bu duasında, duanın pek çok adap, envar ve esrarını görmek mümkündür. İşte bunlardan bazıları:
-Bir beldeye gidildiğinde, o belde ve ahalisi için dua yapmak lazımdır. Nitekim Hz. İbrahim böyle yapmış ve duası kabul edilmiştir. Bu duanın sonucu, Mekke tarih boyunca “emin belde” olarak kalmıştır. İslam öncesinde bile Araplar bunu bilir, Mekke’de savaş yapmazlardı.
-İnsan kendi nesline dua etmelidir. Nitekim Hz. İbrahim kendi neslinin puta tapmamaları, rızıklandırılmaları ve ibadet etmeleri için dua etmiştir.
-Hz. İbrahim, Cenab-ı Hakkın cemalî isimlerine mazhar biri olduğundan yumuşak huylu, son derece merhametli idi. Onun bu durumunu, putlara tapanlara beddua etmeyip Allah’ın Ğafur ve Rahim isimlerine havale etmesinde görebiliriz.
-Duanın tesiri büyüktür. Hz. İbrahim, Mekke’ye bıraktığı ailesinin rızıklandırılmasını, insanlardan bir kısmının kalplerinin oraya meylettirilmesini istemişti. Cenab-ı Hak, duasını kabul etti. O susuz yerde mübarek zemzem suyunu çıkarttı. Günümüzde dahi bu mübarek su, hacıların eliyle dünyanın dört bir tarafına gitmektedir. Ayrıca, o sırada civardan geçen Cürhüm kabilesi Zemzemin yanına giderek Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i yalnızlıktan kurtarmışlar, oraya yerleşmişlerdir.6 Tarih boyunca İslam âleminin kalbi hep bu mübarek beldede atmış, namazlarında oraya yönelmişler, çetin yolculuklar sonucu Kâbe’yi ziyaret ederek hacı olmuşlardır.
-Dua esnasında Allah’ın açık- gizli her şeyi bildiği bilinmeli ve ikrar edilmelidir. Ta ki, yapılan dua huşu, huzur içinde, duyarak, bilerek, hissederek yapılsın.
-Dua yaparken Allah’ın verdiği nimetler zikredilmelidir. Nitekim Hz. İbrahim de böyle yapmıştır. Bunda şöyle bir incelik vardır. Dua eden âdeta şöyle demektedir: “Ya Rabbi, Sen ki bunları bana verdin. Şu anda istediklerimi de vermen Senin şanındandır.”
-Dua esnasında sırf kendine değil, aynı zamanda anne, baba ve diğer insanlara da dua etmelidir.
Kabeyi İnşa Ederken Yaptığı Dua
Hz. İbrahim zaman zaman Mekke’ye ailesini ziyarete gelir. Bu ziyaretlerden birinde, oğlu İsmail’le beraber, sadece temelleri kalmış olan Kabeyi yeniden inşa eder. İnşa esnasında şu duayı yapar:
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ
وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ
رَبَّنَا وَابْعَثْ ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ
وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّ۪يهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟
“Ya Rabbena, bunu bizden kabul et. Muhakkak ki Sen, Semi’- Alîmsin (her şeyi işitir, bilirsin).
Ya Rabbena, bizi Sana teslim olanlardan eyle. Neslimizden de Müslüman (Sana teslim olan) bir ümmet getir. Bizlerin tevbesini kabul et. Şüphesiz Sen, Tevvap- Rahimsin (tevbeleri kabul eder, çokça merhamette bulunursun).
Ya Rabbena, onlar içinde kendilerinden bir peygamber gönder. Onlara ayetlerini okusun. Kitabı, hikmeti onlara öğretsin ve onların nefislerini arındırsın. Şüphesiz Sen, Aziz- Hakimsin (izzet ve hikmet sahibisin).”7
Bu duada, şu hususlar kendini göstermektedir:
-Yapılan iyi ameller, Allah kabul ederse bir kıymet kazanır. Yoksa çöldeki serap gibi kaybolur veya fırtınalı havadaki küller gibi savrulur gider.
-Dua yaparken, yapılan duaya uygun ilahi isimler zikredilmelidir. Hz. İbrahim ve oğlu İsmaillin bu dualarında Cenab-ı Hakkın “Semi-Alîm, Tevvab-Rahim, Aziz-Hakîm” isimleri yer almıştır.
Uzun yıllar sonrası için de olsa, dua aynen kabul olabilir. Nitekim Hz. İbrahim, kendisinden çok asırlar sonra gelecek olan Peygamber Efendimiz için dua yapmış, duası kabul edilmiştir. Peygamberimiz şöyle der:
“Ben, ceddim İbrahim’in duası, Kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin de rüyasıyım.”8
Hz. İbrahim’in Çocuk Talebi
Hz. İbrahim Cenab-ı Hakka şöyle yalvarır:
رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنَ الصَّالِح۪ينَ “Ya Rabbi, bana salihlerden bir çocuk nasip et.”9
Bu duayı yaptığında Hz. İbrahim ve hanımı yaşlıdır. Cenab-ı Hak, onlara neslinden Peygamber Efendimizin geleceği Hz. İsmail’i ihsan eder.
Hz. İbrahim’in bu duasında dikkati çeken bir husus, sadece çocuk değil, “salihlerden bir çocuk” istemesidir. Yoksa salihlerden olmayacaksa, hiç çocuk sahibi olmamak daha iyidir.
Ölülerin Dirilişini Görme Talebi
Hz. İbrahim, göklerin ve yerin melekûtunu, sırlarını görmüş bir peygamber olarak, ölülerin nasıl diriltildiğini de görmek ister. Kur’an bize bu olayı şöyle anlatır:
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اَرِن۪ي كَيْفَ تُحْيِ الْمَوْتٰىۜ قَالَ اَوَلَمْ تُؤْمِنْۜ
قَالَ بَلٰى وَلٰكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْب۪يۜ
“Hani İbrahim şöyle demişti: Ya Rabbi, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.”
(Allah) dedi: İman etmedin mi?
(İbrahim) dedi: Ya Rabbi, iman ettim, lakin kalbimin mutmain olması için istiyorum.”10
Bu dua üzerine Cenab-ı Hak O’na dört kuş alıp bunları kendisine alıştırmasını, sonra her birini bir dağa bırakıp ardından çağırmasını söyler. O kuşlar nasıl ki alışmış oldukları Hz. İbrahim’e koşarak geleceklerdir. Öyle de, her şeyin yaratıcısı, sahibi olan Allah dilediğinde, ruhlar cesetlerle birleşecektir.
Bu olayda Cenab-ı Hakkın “iman etmedin mi?” demesi insanları irşat içindir. Yoksa Allah Hz. İbrahim’in imanını elbette bilmektedir.
Hz. İbrahim’in inandığı meseleyi gözüyle görmek istemesi, imanının yeni bir merhalesine ulaşmak içindir. Çünkü ilmen bilmek gözle görmek gibi değildir.
1 Şuara, 83-89
2 Tevbe 113-114
3 Bkz. Yazır, I, 494; Razi, IV, 57
4 Bakara, 126
5 İbrahim, 35-41
6 Beydavi, I, 520
7 Bakara, 127-129
8 İbn Hanbel, IV, 137-138
9 Saffat, 100
10 Bakara, 260
