Her bir şeyin ve insanın hakikati, Cenab-ı Hakkın isimlerine dayanır. Mesela, demir serttir, Cenab-ı Hakkın “Kavi” ismine mazhardır. Yumuşak huylu bir insan, Cenab-ı Hakkın “Halim” ismine ayinedir.
Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamberin ümmetini “vasat ümmet” olarak niteler.1 Vasat ümmet, “ifrat ve tefrit olan aşırı iki uçtan uzak, dengeli ve mutedil ümmet” anlamına gelir. Bu denge ümmetinin teorik şablonu Kur’an ayetlerinde gösterilmiştir. Ama uygulamada, bu ümmetten olan her insanın dengeli hareket ettiğini söylemek zor görülmektedir.
Bazı Müslüman vardır bütün kâfirleri kılıçtan geçirmek ister. Bazısı da vardır, -Cibali Baba örneğinde olduğu gibi- lüzumsuz yere onlara destek çıkar.
Bazı Müslüman vardır, mevcudatı Vedud isminin tecellileri açısından temaşa eder, kendinden geçer. Hatta Allah adına bu varlıkları inkâra kadar gider, “ancak O var” der, Cenab-ı Hakkın Halık, Rezzak gibi isimlerini nazara almaz. Hâlbuki bu isimler de Cenab-ı Hakka aittir ve onların da tecellileri olacaktır.
Bazı Müslüman da vardır sırf akılla Allaha varmaya çalışır, kuru istidlallerle O’nun varlığını isbata gayret eder. Adeta, çölde deryayı arar, tevhid denizine hissen, zevken ulaşamaz.
İşte, bu tür aşırılıkları dengelemek üzere, Kur’an ayetlerinde meselenin her iki yönüne dikkat çekilir, insanı ifrat ve tefritten kurtaracak esaslar zikredilir. Mesela:
“Onlar (Allah yolundan olanlar) mü’minlere karşı mütevazı, kâfirlere karşı izzetlidirler.”2
“Onlar (sahabeler) kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler.”3
Yani, tevazu ve merhametin, şiddet ve izzetin her birinin özel kullanım alanları vardır. Eğer bunlar yerli yerinde kullanılmazsa, fayda değil zarar verir. Nitekim yüce Allah kendisini her iki özellikle de nazara verir ve şöyle der:
“Kullarıma haber ver: Ben Ğafur- Rahimim. Azabıma gelince, elim azap işte odur.”4
İnsan sadece Cenab-ı Hakkın bağışlayıcı, merhametli olduğunu düşünürse muhtemelen ibadetlerinde ihmalkâr olur, “Allah nasıl olsa affeder” diye düşünür. Hâlbuki O’nun şiddetli bir azabı olduğunu da hatırlarsa, görevini daha ciddiyetle yerine getirir, gevşeklikten ve tembellikten kurtulur.
Cenab-ı Hak, İsrailoğullarının kıyamete kadar maruz kalacağı bir durumu ifadeden sonra şöyle bildirir:
“Senin Rabbin Seriu’l- ıkabtır (cezası sür’atli olandır). Ve gerçekten O, Ğafur- Rahimdir.”5
Ayette sadece “Seriu’l- ıkab” bildirilse insan ümitsizliğe kapılabilir. Ama hemen peşinde Allah’ın affedici, merhamet edici olduğu bildirilerek denge sağlanmıştır.
Bu sırdandır ki, Kur’anda cennet veya cehennemden biri zikredildiğinde, peşinde hemen diğeri nazara verilir. Bu, insanı “beyne’l- havf ve’r- reca” yani korku ve ümit arası dengede tutmaya yönelik muazzam bir terbiye metodudur.
1 Bakara, 143
2 Maide , 54
3 Fetih, 29
4 Hicr, 49-50
5 En’am, 165
