Mütefekkirlerin Duası

Tefekkür, Allah namına kâinat kitabına bakmak, o kitabın engin manalarını okumaktır. İyi yazılmış bir kitap güzel manaları ifade ettiği gibi, kâinat kitabı en güzel manaları ifade etmektedir. Bir beyitte şöyle denilir:

Kâinatın satırlarına dikkat et, çünkü onlar:

Mele-i âlâ’dan sana gönderilmiş mektuplar.”

İnsan, yaratılanlara bakıp Yaratanı düşünür. Bu, Mimar Sinan’ı eserleriyle, Mehmet Akif’i kitaplarıyla tanımak gibi bir durumdur.

Tefekkürle ilgili nice Kur’an ayetleri vardır. Bunlardan bir bölümde şunları okuruz:

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün peş peşe gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar, ayakta, otururken ve yatarken hep Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler:

رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ

رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ

رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ

رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ

اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ

Ey Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.

Ey Rabbimiz, bizler ‘Rabbinize iman edin’ diye nida eden bir münadi işittik ve hemen iman ettik.

Ey Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, seyyielerimizi ört ve bizleri iyilerle beraber vefat ettir.

Ey Rabbimiz, elçilerin aracılığıyla bize vaat ettiklerini ver ve bizi kıyamet gününde perişan etme. Şüphesiz Sen, va’dinden dönmezsin.”1

Az bir dikkatle görülebileceği gibi, onların varlıklar üzerinde düşünmeleri, kendilerini böyle bir duaya sevk etmektedir. Bakıyorlar ki, her şey yerli yerince yerleştirilmiş, her varlık ciddi bir şekilde görevini yapıyor. Hiçbir şey zerre miktar haddini aşmıyor. Mesela, o koca güneş bir saniye bile geri kalmıyor… Bu halleri görünce “Aman ya Rabbi, diyorlar bütün bunları elbette boşuna yaratmadın. Kâinat fabrikasının çarkları basit şeyler için dönmüyor. Elbette bu hayattan sonra ebedi hayat gelecek, ehl-i iman orada mükâfatını görecek, ehl-i inkâr ise ceza çekecek. Bizi cehennem ateşine düşmekten koru.”

Bu ayetlerin deniz gibi manalarından bazı damlalar:

-İnsan, Allah’ın yarattıklarını tefekkür etmeli, zatını değil. Çünkü Allah kendini bize mahlûklarıyla tanıtır. Gündüz etraftaki varlıkları güneşin ışığıyla görürüz. Bütün aydınlığın güneşten olduğunu bilmekle beraber, güneşin zatına bakmayız, bakamayız. Onun gibi, bütün yaratıkların Allahtan olduğunu biliriz, ama onları yaratan zatın keyfiyet ve mahiyetini bilemeyiz.

-Eşya üzerinde tefekkür, bizi önce Allah’a ulaştırır, ardından ahirete imana intikal ettirir. Çünkü bu kadar mükemmel şeyler sırf bu kısacık dünya hayatı için yaratılmış olamaz. Yoksa abes olurdu, bir işe yaramazdı. Bir san’atkarın en kıymetli san’at eserlerini yapıp sonra bunları çöplüğe atması nasıl düşünülemezse, bu dünyanın neticesinin insan ve diğer canlıları toprak yapmak oluşu da düşünülemez, kabul edilemez.

-Böyle harika bir âlemde yaşayıp ta, Allah’ı tanımayan, ahirete inanmayanlar için cehennem gibi bir azap, adaletin ta kendisidir.

-Bu dünyada “ebrar” denilen iyiler olduğu gibi, “füccar” denilen kötüler de vardır. Ebrardan olmak, onlar gibi yaşamak, onlar gibi ölmek en büyük İlahî nimetlerdendir. Füccar denilen kötü insanlar ise, Allah’ın verdiği insaniyet nimetinin kıymetini anlamamış, hayvandan daha aşağı bir hayat tarzına razı olmuş kimselerdir.

-Ahiretin gelmesi en büyük nimetlerdendir. Zira insanın ruhunda ebedi yaşamak ihtiyacı ve iştiyakı vardır. Bu insan, 60-70 yıllık bir hayata razı değildir.

Bütün kâinat o insana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek bu insan ebed için yaratılmıştır. İnsanın midesindeki iştah ve ihtiyaç yiyeceklerin varlığından haber verdiği gibi, vicdanındaki ebedi yaşama iştiyakı da, ölümün olmadığı bir âlemden haber verir.

En küçük bir canlının en basit bir ihtiyacını karşılayan Yüce Allah’ın, insan gibi en kıymetli bir varlığın ebed gibi en büyük bir isteğini vermemesi elbette düşünülemez. Hem, madem vaat etmiş, elbette yapacaktır.

-Kıyamet günü, gizli- açık bütün hallerin, sırların ortaya çıkacağı bir gündür. Dünyada salih zannedilen nice insan, o gün gerçek kimlikleriyle görülecek, en büyük mahcubiyeti yaşayacaklardır. O gün, “vatan kurtaran aslan” görünümünde nice kimsenin gerçekte vatan haini oldukları ibret ve hayretle temaşa edilecektir.

Dünyada iken “iman ettik” diyen, gerçekte ise inanmamış münafıkların maskesi o gün düşecek. Mü’minler, iman ve amellerin nurlarıyla aydınlanır iken, o münafıkların görünüşteki iman ve amelleri sönecek, perişan olacaklardır.

O günde perişan olmamak için, Kur’anın bildirdiği şu dua sıkça okunmalıdır:

رَبَّنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizleri bağışla. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.”2

Cehennem Azabından İstiaze

Rahmanın seçkin kullarının bir özelliği şu dualarıdır:

رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ

اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

Ey Rabbimiz, Cehennem azabını bizden çevir. Şüphesiz onun azabı büyük bir helakettir.

O gerçekten çok kötü bir müstekar ve duruş yeridir.”3

Ayetin evvelinde, bu duayı yapan seçkin zatların gündüz insanlarla ve gece de Rableriyle olan halleri anlatılır. Onlar insanlarla iyi geçinirler. Cahillerin uygunsuz söz ve hareketlerini selametle geçiştirirler. Geceleri ise, Allah için kalkar, namaz kılarlar. Bunlar, böyle güzel ameller işlemekle beraber, kendi amellerine güvenip de “bu ameller artık bizi kurtarır, cehenneme gitmeyiz” demezler. Aksine, “aman ya Rabbi, bizleri cehennem azabından uzaklaştır” derler.

İnsanın en büyük meselesi cehennemden kurtulmaktır. Dünyada az bir hapis korkusuyla kanunlara itaat eden insan, cehennem gibi dehşetli bir ceza yeri olan Allah’ın kanunlarına itaat etmek zorundadır.

Akıbetimizden korkmak lazımdır. “Akıbetinden korkmayanın akıbetinden korkulur” sözü mühim bir gerçeği ifade etmektedir.

1 Âl-i İmran, 190-194

2 Tahrîm, 8

3 Furkan, 65-66

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir