Tüm insanlığın atası olan Hz. Âdem ve eşi Havva, önce cennette idiler. Cenab-ı Hak, bütün nimetleri onlara helal kılmış, fakat bir ağacı yasaklamıştı. Şeytanın vesvesesi ile o yasak ağaçtan yiyince avret mahalleri açılıverdi. Cenab-ı Hak, “ben bu ağacı size yasak kılmamış mıydım?” diye itap etti. Pek çok hikmetlere binaen onları şu dünyaya gönderdi.
Hz. Âdem ve Havva, dünyaya gönderilince, hatalarından dolayı çok gözyaşı döktüler ve Allah’a şöyle yalvardılar:
رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
“Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz.”1
Bu duanın neticesi olarak, Cenab-ı Hakkın af ve merhametine mazhar oldular.
Onların bu kıssasında Âdemin evlatları olan bizler için pek çok ibretler vardır. Şöyle ki:
İnsanın hamuru günahla yoğrulmuştur. Nefsine mağlup olup günah işleyebilir. Fakat ona düşen, Hz. Âdem ve Havva gibi, Allah’a tevbe ve iltica etmektir. Yoksa İblisin yaptığı gibi günahını savunmaya çalışırsa rahmetten mahrum kalır.
Kokuşmuş ve bozulmuş şeyleri mideye doldurmak ona bir zulüm olduğu gibi, helal varken harama girmek de kişinin kendi nefsine zulmetmesidir. Hâlbuki “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”2
Günah ağacının kökleşip her tarafa dal budak saldığı bir zamanda yaşıyoruz. Öyle ki, pek çok günah âdeta örf haline gelmiş. Pek çok kişi günah bataklığında boğuluyor. Günah çamuruna dalan nice kişi, bunu misk u amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.
İşte, böyle bir zamanda her insana düşen görev, Hz. Âdem ve Havva gibi “Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz” deyip Allah’a yönelmektir.
1 A’raf, 23
2 Nursi, Sözler, s. 28
