Mekke döneminde “ben Müslümanım” demek, kelleyi koltuğa almak demekti. Dünyevi imkânlar açısından bakıldığında Müslüman olmanın getirdiği bir fayda yoktu. Bundan dolayı insanlar Mekke’de ya halis mü’min veya tam bir kâfir idi.
Medine döneminde ise bir grup daha ortaya çıktı: Münafık…
Münafık gerçekte iman etmediği halde, kendini mü’min gösteren kimsedir. Bu yönüyle, münafıklık, bir “inanç sahtekârlığıdır”… İnanç ve eylem planında bir “namertliktir.”1
Münafık, bukalemun gibidir; bulunduğu araziye göre renk değiştirir. Tünel şeklinde yuva yapıp, istediğinden girip çıkarak düşmanlarını aldatan Jerbua gibi hareket eder.2
Münafık kendini rüzgâra göre ayarlar. Hangi taraftan kuvvetli rüzgâr eserse, o doğrultuda döner… Onun din ve inanç anlayışına menfaat duygusu hâkimdir.3
Zarar verme noktasında ise münafık, pirincin içindeki beyaz taş gibidir.
İnsanları münafıklığa iten başlıca iki sebep vardır:
1-İslâm’ın nimetlerinden yararlanmak.
2-Müslümanları içten çökertmeye çalışmak.
Münafıklar, İslâm toplumu içinde azınlıkta kaldıklarından, “biz de Müslümanız” deyip, vaziyeti idareye çalışırlar. Veya Müslüman görünmek suretiyle, onların sırlarına vakıf olup, bazı yerlere haber ulaştırırlar, kaleyi içten fethe gayret ederler.
Kur’an-ı Kerîm’de, münafıklardan çokça bahisler vardır. Şüphesiz, bu boşuna değildir. Çünkü düşman tanınmadığında daha çok zarar verir. Pusuda olduğunda daha tehlikelidir. Yalancı olduğunda fesadı daha çoktur. Dâhili olduğunda, fesadı daha büyüktür.4
Bu zararlı zümreye karşı Cenab-ı Hak şu talimatı verir:
“Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et!”5
Hz. Peygamber, münafıklara kılıç çekmemiştir. Onlara karşı; delil getirmek, ikna ve ilzama çalışmak, had cezalarını uygulamak… tarzında cihad yapmıştır.6
Kur’an-ı Kerîm, münafıkları ismen değil, vasfen belirtir. Nifakın çerçevesini çizer. Bu çerçeveye, her devirde değişik insanlar girebilir.
Hz. Peygamber, münafıkları genelde tanımakla beraber, onları ismen teşhir edip rezil etmemiştir. Şayet böyle yapsaydı, samimi mü’minler “acaba biz de münafık mıyız” diye şüpheye düşerlerdi. Ayrıca “Peygamber mütereddittir, etbaına güvenmiyor” yaygarası kopartılırdı.
Şu nokta da mühimdir: Bir kısım fesat vardır ki, perde altında kalsa zamanla söner. Sahibi de, onu gizlemeye çalışır. Eğer perde kaldırılsa “utanmadığında dilediğini yap” denildiği gibi, “ne olursa olsun” der, çekinmeden fesadını icra eder.7
İmanda ve küfürde olduğu gibi, nifakta da mertebeler vardır. Bir kısım münafıklar kendi hallerindedir. Böyleleri ikaz ve irşat edilmeli, dillerindeki imanın kalplerine inmesi sağlanmalıdır. Bir kısmı ise, dessas ve vesvastır. Bunlara karşı da uyanık olmalı, ayrıca başkalarını da uyarmalıdır.
Münafıklarla ilgili ayetler bir bütün olarak ele alındığında, münafıkları daha iyi tanımak mümkün olacaktır. Mesela, şu ayete bakalım:
“Şayet dilersek, biz onları sana gösterirdik de, sen de onları simalarıyla tanırdın. Fakat sen onları, sözlerindeki edadan tanırsın…”8
Yani, münafık sözlerinde açık verir. Dikkat eden, sözündeki tutarsızlıklardan münafığı tanımakta zorlanmaz. İmanın kemâlini elde etmiş kimselere, münafığın hali gizli kalamaz. Öyleleri “mü’minin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar” hadisinin mazharıdırlar.9
Bununla beraber, şu ayete baktığımızda, bir kısım münafıkları tanımanın zorluğu anlaşılacaktır:
“Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var. Medine halkından da nifakta tecrübeli olanlar var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz…”10
Şehir münafıkları, münafıklıkta inatçı, mümarese peyda etmiş, tamamen kaypaklaşmış kimselerdir. Sırlarını iyi gizlerler. Takiyye yaparlar. Töhmet mevkilerinden kaçarlar. Yağ gibi suyun yüzüne çıkmaya alışkındırlar. Öyle ki, bir vahiy gelmeyince, Rasulullah bile, onları doğrudan tanıyamaz.11
Münafıkları anlatan Kur’an ayetleri, Rasulullah devrinde nice münafığın samimi Müslüman olmasına vesile olmuştur. Mesela, şu ayete bakalım:
“Mü’minlerden öyle er kimseler var ki, Allah’a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi ahdini yerine getirdi (şehit oldu), kimi de bekliyor. Verdikleri sözde döneklik etmediler. Çünkü Allah, sözlerinde sadık olanları, sadakatları dolayısıyla mükâfatlandıracak ve münafıkları da, dilerse azablandıracak veya tevbe nasib edecektir. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur- Rahim’dir (affedicidir, merhametlidir).“12
Bu ayetlerde, sözlerinde sadık olan mü’minler medhedilmek suretiyle münafıklara ve kalbinde maraz olup döneklik edenlere bir tariz vardır.13 Ayetin son kısmında, “Allah dilerse onları azablandıracak veya tevbe nasib edecek” denilmesi, onlara bir kurtuluş ümidi göstermektedir. Hele, ayetin Cenab-ı Hakk’ın Gafur ve Rahim ismiyle bitirilmesi, münafıkları büsbütün ümitlendirmekte, onları tevbeye sevketmektedir.
Günümüzde de, Kur’an’da tasvîr edilen çerçevede hayli münafık görmek mümkündür. Siyasilerin “çifte standart” ifadesi, nifakın farklı bir ifade şeklinden ibarettir. Uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan bir kısım skandallar, nifakın âlem boyutunu gösterir. Meselâ, Irak-İran savaşında açıktan Irak tarafını destekleyen bir süper gücün, el altından İran’a da silah sattığının ortaya çıkması, onların çifte standardını gözler önüne sürmektedir. Ülke dâhilinde ise, bazı siyasilerin farklı mahfillerde farklı konuşması; din aleyhinde yayın yapan bazı gazetelerin, Ramazan’da dini yazılar neşretmeleri… gibi örneğini çokça görebileceğimiz haller, nabza göre şerbet vermek, araziye uyum sağlamaktan başka bir şey değildir.
Kanaatimizce, ülkemizde nifak konusunda ifrat ve tefrit haller yaşanmaktadır. Bir kısım safdil ehl-i iman, yılların münafıklarını da hâlâ samimi mü’min zannederken, bir kısım sert mizaçlı mü’minler de, nifak alameti taşıyan herkese münafık damgasını basmakta bir beis görmemektedir. Kamil bir mü’mine yakışan ise, bunun ortasını bulmak, dengeli bir durum kazanmaktır.
İfrat cephede yer alanlar, genelde şu hadisi bilirler:
“Münafığın alameti üçtür:
1-Konuştuğunda yalan söyler
2-Va’dini yerine getirmez.
3-Emanete hıyanet eder.”14
Hâlbuki bir başka hadiste, bu üçüncüye bir dördüncü özellik eklenir: “Hasımlaştığında zulmeder” denilir ve devamında şu hususa dikkat çekilir: “Her kimde bu dört özellik bulunursa, katışıksız münafıktır. Kimde de, bunlardan herhangi bir haslet olsa, o kimse münafıklıktan bir özellik taşıyor demektir.”15
Münafıklığı “İtikatta münafıklık ve amelde münafıklık” olarak ikiye ayırdığımızda mesele hallolacaktır. Eğer nifak akideye ait ise, küfürdür. Bunun dışında olan şeye dair ise, günahtır.16
İşte, bu nokta gayet mühimdir. Münafıklıktan bir alamet taşımakla, münafık olmak elbette bir değildir. Münafıklıktan bir alamet taşıyan günahkâr mü’min olur. Katışıksız münafık ise, kâfirden daha beter bir haldedir. “Münafıklar, Cehennemin en alt tabakasındadırlar” ayeti böyleleri içindir.17
Şuna da dikkat çekmekte yarar vardır: Hadiste zikredilen dört özellik, münafıkların en meşhur sıfatlarıdır. Yoksa münafıkların özellikleri sadece bu dördüyle sınırlı değildir. Hz. Peygamber, bu özellikleri misal kabilinden zikretmiştir.
Şimdi, onların Kur’an’da zikredilen bazı sıfatlarına kısaca göz atalım. Mesela aşağıda verdiğimiz nifak özelliklerinin ilk sekizi Bakara Sûresinde münafıkların anlatıldığı yerde geçer.18 Diğer özellikler ise Münafikun Sûresinde anlatılır:19
1-Münafık kalben hastadır. “Onların kalplerinde bir hastalık vardır.”
2-Münafık, yalancıdır. “Yalan söylemeleri sebebiyle onlar için elîm bir azab vardır.”
3-Münafık, bozguncudur, işi gücü fesat çıkarmaktır. “Onlara, ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘biz ancak ıslah ediciyiz’ derler. Dikkat edin, onlar bozguncuların ta kendileridir. Lakin farkında değillerdir.”
4-Münafık, seviyesizdir. Kendi seviyesizliğinden, ehl-i imanı seviyesiz kişiler olarak değerlendirir. “Onlara, ‘insanların iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiğinde, ‘biz seviyesiz insanlar gibi mi inanacağız’ derler. Doğrusu, seviyesiz olanlar kendileridir. Lakin bilmezler.”
5-Münafık, ikiyüzlüdür. Kendisinde şahsiyet zaafı vardır. “İman edenlerle karşılaştıklarında, ‘Amenna’ derler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında ise ‘biz sizinleyiz, biz ancak (onlarla) alay etmekteyiz’ derler.”
6-Münafık, müstehzidir. Ehl-i imanla dalga geçmek, dinin mukaddes değerleriyle eğlenmek, bozulmuş ruhlarına büyük bir lezzet verir. Necaset böceğinin pislikten zevk alması gibi, böyle pis zevklere sahiptirler.
7-Münafık, hidayeti verip dalaleti, cenneti verip cehennemi satın alan bir bedbahttır. “İşte onlar, hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır. Onların ticareti kar etmemiş, doğru yolu da bulamamışlardır.”
8-Münafık, manen sağır, dilsiz, kördür. Gerçekleri duyamaz, söyleyemez, göremez. “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler…”
9-Münafık, korkaktır. Her an enselenme telaşıyla işine devam eden hırsız gibidir. “Onlar, her gürültüyü aleyhlerine zannederler.” “Sertçe bir öksürsen işkillenirler. Hemen hemen “pöh” denilse korkacak haldedirler. Çünkü içleri kurtlu, haindirler. “Hain, korkak olur” meseli mısdakınca, her dem sırları faş olmak endişesiyle korku ve kuşku içindedirler. Her şeyden nem kapar, her sesten ürkerler.20
10- Münafık, yalan yere yeminden kaçınmaz. “Münafıklar sana geldiğinde ‘şehadet ederiz ki, sen Allah’ın Rasulüsün’ dediler… Yeminlerini bir kalkan edindiler.”
11-Münafık, çoğu kere tahsilli, kelli-felli bir insandır. Söz söylemesini iyi becerir. “Onları gördüğünde, kalıpları hoşuna gider. Konuşsalar, sözlerine kulak verirsin. Sanki onlar, dayanmış kerestelerdir.” “Oturdukları yerde dayanmış ahşap keresteler gibi, dışları düzgün, endamları süzgün, hareketsizce oturur, kurulurlar. Lakin içleri, irfan ve şuurdan, neşv ü nema kabiliyetinden mahrum, metanet ve salâbetten hâlî, boş kuru tahtalara benzerler, öyle ruhsuzdurlar.21
12-Münafık, zora hiç gelemez. Bu noktada savaşlar, iyi bir ayıraçtır. Hz. Peygamber devrindeki Uhud, Hendek Savaşları, Tebük Seferi, bunun canlı örnekleriyle doludur. (İlgili bölümlerde örnekleri verilmiştir).
Pirincin içindeki beyaz taşa benzeyen münafıkları, zikredilen bu gibi özelliklerle tanımak mümkündür. Onları tanıdıktan sonra, ikna olabilecekleri ikna ile, inatçılarını ilzam ile, haddi aşanlara hadlerini bildirmekle… cihad etmek lazımdır.
1 Sadık Kılıç, Kur’an’a Göre Nifak, Furkan Yay. İst. 1982, s. 27
2 İbn Manzur, IV, 358-359
3 Kılıç, s. 54
4 Nursî, İşaratu’l-İ’caz, s. 82-83
5 Tevbe, 73; Tahrîm, 9
6 Râzî, XVI, 135; İbn Kesîr, IV, 119; Beydâvî, I, 412; Yazır, IV, 2591
7 Nursî, İşaratu’l- İ’caz, s. 83-84
8 Muhammed, 30
9 Aclûnî, I, 41-42
10 Tevbe, 101
11 Yazır, IV, 2611
12 Ahzab, 23-24
13 Beydâvî, II, 243
14 Buharî, Şehâdât, 28; Müslim, İman, 107; Tirmizi, İman, 14
15 Buhari, İman, 24; Müslim, İman, 106; Tirmizi, İman, 14
16 Bkz. Kılıç, s. 142-143
17 Nisa, 145
18 Bkz. Bakara, 10-18
19 Münafikun, 1-4
20 Yazır, VII, 5001-5002
21 Yazır, VII, 5001-5002
